| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

Yazılar

Bataklığa saplanmış bir bir aşkın son haykırışları bunlar.

Apar topar başını alıp gitmeli bazen en firarisinden.Yüreğini ezip geçmeli. Yüreğiyle sürmemeli, yollar hep sana çıkmamalı. Hayallere ve hatıralara el sallamalı, umut su dökmeli ardımdan. Bir daha toplamamacasına savurmalı eskileri yollarda, boş bir bavulla varmalı adresi belli olmayan her yere. Alçalmışlıkları bırakarak, onurlu bir geleceğe gitmeli. Gururu yeniden aşılamalı benliğime. Bırakmalı senden sonra herkese karşı kuşandığım kalkanları. En savunmasız halimi takınmalı yeniden. O sahte gülümsemeyi atmalı , kocaman bir kahkaha yapıştırmalı yüzüme, en ağır tokadından.

Her şeye rağmen ufak bir umut kırıntısını da eksik etmemeli. Azık etmeli , doyurmalı karnını bu umut kırıntısıyla, katık etmeli yanına maviyi.

İnmeli bir deniz kenarında mavi yüklemeli bavuluna. Umut çeşmesinden içmeli kana kana. Dalgalar vurmalı sahilime. Dertleşmeli bir süre dalgalarla. Paylaşmalı hırçınlıklarımın nedenlerini ve anlatmalı hangi sevda nedendi bu yolculuğa. Boşaltmalı hırçınlıklarımı, hırçınlığına hırçınlık katmalı dalgaların.

Durmalı dilek ağacının yanında. Kim bilir ne umutlar , ne hayaller gizli bağlanmış bez parçalarında. En mavisinden bir bez parçası bağlamalı, dileği artık sen-sizlik olan.

Yeni tohumlar ekmeli, masmavi güller açmalı. Budamalı çevremi arsızca saran sevdayı. Anlayacağın yeniden başlamalı...

Ve burada frene basmalı. Kendime şart koştuğum şartlı cümlelerden vazgeçmeli. Seni soluduğum şimdiki zamana dönmeli, şimdiki zamanlı cümleler sarfetmeli.

Ben hala hatıralarımızı suluyorum solmasınlar diye. Değiştim artık...Çözdüm dilimdeki susları. En gösterişli cümlelerim var en belirli nesnesi sen olan. Seni uyuyorum, seni uyanıyorum, seni düşlüyorum, seni düşüyorum, seni kalkıyorum, seni seviyorum, seni...

Çözdüm dilimdeki susları. En yüksek seslisinden ‘’ GEL’’ lerim var. Sözcüklerim tükenmeden gel ki , sadece şimdiki zamanda konuştuğum olma, konuşacaklarım ol gelecek zamanda. Gel ki bütün zamanlar bizim olsun zamanında. Zaman-sız gel!

Susmak İnsanın İçiyle Konuşmasıymış Meger

Meğer ''susmak'' insanın içiyle konuşmasıymış..
biliyor musun; umarsız bir yıkımdı gidişin. liman boyu uzanan iç kanamalı bir suskunluktu bizden geriye kalan.

oysa bilmeliydin; bütün bir hayatı ürpererek yaşama cesaretiydi aşk. ve yola çıkıldığında göze alınmalıydı aşkın adressizliği.

sen bir tepeden masal gibi geldiğinde gözlerime, ben kendi masalımı terk edip, gözlerine benzeyen bir deniz seçmiştim kendime. bana aşkı öğretmiş sen yorgun, terli bir tepede; bırak isyanım tam olsun yüreğimin sessizliğindeki kıyamete... bilirim sen kendince bir hayatı onarmaya düşkünsün. onarmak içinse gidişin; sen önce seni affet. adına mavi dediğin çoğul eksikliğinde...
bazen seni affedebiliyor muydun, beni ağladığında?


bir romanı bitirmiş gibiydi sustuğunda. bende sustum onunla. en iyi yaptığımdı susmak. uzun bir sessizliğin sonrasında "susuşlarımızda sen benim susuzluğumu dindirecek yağmurunu bulamadığını sandın, ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutunu. oysaki yağmur bulutta saklıydı, bulutta yağmurda. susmasaydık bulacaktık" dedim.

neden geçmişin muhasebesini yapmaya başlamıştık bilmiyorum. son sözleri iyice içime oturdu.


bana bir kere susma hakkı verseydin, sana neler söylemeyecektim! oysa sen hep payına susmaları aldın, bana ise hep sessizliğin ezeceği vakitlerle savaşmalar kaldı. evet! susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti. ve en çok konuşan en fazla hata yapandı her zaman. en çok susanın hep haklı kaldığı gibi... sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak (hem de bir lütuf, bir armağan gibi) işlenen en haklı suçtu. sen tüm suskunlukları kimseye bırakmayacak kadar bencil, herkesi suskunluğuna özendirecek kadar cömerttin. sana söylenenlerle, sana anlatılanlarla herkesin sırrını bildin ama kimseye bir şey söylemedin. oysa izin verseydin benimde sana söylemeyecek ne çok şeyim vardı. insanları sadece dinleyerek böyle çıplak, böyle savunmasız bırakmayı nerden öğrendin? başkalarına ait bunca sırrı taşımak seni neden hiç yormadı?

sen en çok bana sustun; ben en çok sana konuştum. sana benzemeye başladığımdaysa, bende içimi susarak döktüm. yoksa içim dökülecekti. susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin.

meğer susmak, insanın içiyle konuşmasıymış. geç fark ettim!"...

Bembeyaz öykülerde simsiyah düş oldun.....

Bataklığa saplanmış bir bir aşkın son haykırışları bunlar.

Enkazlarla dolu hayatımınson yıkıntısı.
Son darbe,son ışık.
En son kalkan tren….
İnadına yaşadığım hayatın son perdesi…
Kurduğum cümlelerse adeta hayata isyan eder gibi
çırpınıyor.


Çırpındıkça kuruyorum bende.


İsyan ettiğim yaşamları kalemimde tek tek parçalıyorum.


Büyük ünlemlerle haykırıyorum.
Adeta köhneleşmiş hayatıma yol bulmak için bir ışık
arıyorum.
Öyleyken içleri çekilmiş yaşamlar sarıyor dört bir yanımı.
Karanlık odalarla dolu umutsuz hayaller.


Harabe sevgiler.
Bende artık bıraktığın hayallerde karanlık odaları oynuyorum.
Karanlık düşleri ve karanlık olan herşeyi.


Şimdi düşleri umut olan bu sahnenin hazin sonu
öyküsü oldun.
Tebrik ederim !!!
Bembeyaz öykülerde simsiyah düş oldun.....

Şimdi Gidebilirsin.. Bir Cümlelik

Ağzıında bulunan son harfleri döktün dilinden. Şimdi gidebilirsin bir cümlelik yanımdaydın zaten..


Gitmeyi göze alana “KAL” diyememki “kal” desem kalan sen olmazsın. Sen gitmeyi göze almışsın. Zoraki kalmalar gitmekten kötüdür. Bir “git” dememe bakıyorsa gözlerin gidebilirsin.. elbet bir sabır dikilir alın yazıma. Kaf dağından ödünç aldığım gülmelerimi oturturum yanaklarıma. Sana söylenecek tüm sözlerimin celladı olurum. Öldürürüm kelimelerimi. Gidebilirsin.. Kasvete bulanmış bir hava çökse de yarınlarıma ben dünlerime sarılırım. Oysa kahrı karalamıştık birliğimizde şimdi gitmeler sıkıştıysa düşlerine gidebilirsin..

zaman bir meltem hızında üst üste devriliyor ve gidiyorsun.. gidişinle hayat istasyonumdan mutluluğa giden trenler arasındaki yerim siliniyor. Dev günler ardında bir karınca gibi yok oluyorsun


düşlerimden vurgun yedim. Şimdi ne İstanbul u konuşturacak kadar güçlüyüm ne de içimdeki yarayı susturabilecek kadar deli. Gözyaşlarımı ceplerimden çıkarıp gözlerime astıysam kime ne ki? Ben ki; yitirdiğimi bulmak için yumdum gözlerimi. Senden önce çakıldı yüreğim yere. TERS NOKTASINDAN HAYATA SOBE..
iyi de ben seni yakalamak için oynadım bu saklambacı. Karşıma yakalanmış durumda çıkan hayat niye? Yitirdiğim bu saklambacın neresinde?


Hecelerimde saklı birisin artık . harfsiz bir isim , en bildiğim yanımın en meçhul ünlemi.. gitmeliydin.. Nefeslerimin yarım ve hayatın un ufak olduğu bir anda HİÇ GELMEDİĞİNİ öğrendim. Ve siyah beyaz hüsran doldu avuçlarıma. gidişinin şarkısı çalınmaz artık; gelmeyişinin ağıtları yakılır mısralarımda. Peki bu gelmeyiş neden gelmişlikleri barındırdı yüreğimde? Yoksa gelmemiştin de benden mi gizlemiştin ? yada geldin sandığımda sen çoktan gitmiş miydin??

Ruhumuzdaki Umutlarla Sarılalım Gecelere

Gönlümüzün yasaklı odalarında aşk beklerken ikimizi
Aydınlık sabahlar da gelecek, saracak üşümüş ellerimizi
Oyulmuş yüreklerimiz mutlanacak, ısıtacak bedenlerimizi
Sevgimizin haritalarıyla geçeceğiz dalgalı denizlerimizi

Saklı tutkuların birikmiş sarılışlarıyla geçerdi yorgun günümüz, gecenin kapkara kuşaklarına sarılarak söz olurduk birbirimize. Ağır bir bulut çökerdi sonra üzerimize, yağmur yüreğimizle anılara tutunurduk. Islak gece kurur, sular gizli yarıklardan yatağını bulur, özlem yeniden sancımız olurdu. Sökülürdü düşlerimizin iplikleri sonra, uzaklardan hıçkırığın duyulur, sıkılmış parmaklarıma prangalar vurulurdu.

Sargıların kapatamadığı en sızılı yerlerimizden kan sızınca içlenişlerimizle ağrılı bir yüreğe geçmez olurdu sözümüz. Özlemler düşürürdüm sana, düşlerindeki yemyeşil çimenlerin gülüşlerinden. Yanağına gün düşer, uzak nehirlere ulaşırdı gözyaşın, nur inerdi yüreğinden, gönlümü okşardı kadın ellerin. Gülüm derdim, çiçekler boynunu bükerdi, çiçeğim desem, menekşe gözlerin üzüntüyle narin üç beş yaprağını terk ederdi.

Ellerindeki gizli dünyanın saklılarını aradıkça ben ruhunun en kutsal odalarını keşfettim. En güzel dünya sözlerindi, seni dinledikçe bambaşka iklimlerden geçerek kendimi bulurdum. Yürürdüm yolunda şiir olurdum, yoğrulur, aşk olurdum, sevgi olurdum, en yaşanası yerlerinde seni solurdum. Kimi çocuk, kimi aşık, kimi dargındım, kimi barışık. Seni sevdikçe olurdum altın bir kaşık.

Her gece aynı uykulardır koynuna sokulduğumuz ayrı dünya. Her uykuda en yaşanası özlemlerin dileğiyle savruluruz dayanılmaz mutluluklara. Aklımız firari bir sarılışla karışırken tutkulara, üfleriz hayatın kandillerini yaşanmamış anlara. Kanatlarımız vardır açacak ölümsüz bulutlara ve ağarız sarmaşıklar gibi yıldızlara. Gecenin meleği sen ol yine kadınım, en güzel düşlerinde al götür beni çok, ama çok uzaklara.

Değişik rollerle tırmandığımız sevda merdivenlerinden çılgın yanılgılarla inince, göğsümüzdeki ağrılara bir daha sığınırız. Kaynayan kazanlara gözyaşımızı akıtmazsak ve özlemin bahar dallarını atmazsak soframızın tadı tuzu olmaz gül yüreklim. Kımız içkilerle hayatı içmezsek, yağız güçlerle soyumuzdaki kudret anlamsız kalır. Bunun için göğsümüzde hiddet ve yüreğimizde nefret en ihtişamlı apolet gibi yansır. Aşk, dumanını özünde saklayan suskun bir yanardağdır.

Mavi yüreğindeki yemyeşil ormanlarda, sana kurduğum mor saraylarda ellerinin ılık okşayışlarıyla var olmayı diledim bir an tanrıdan. Okşayışlarınla geçecek bir ömürle, öpüşlerinle dolacak günlerimle, sarılışlarınla renklenecek düşlerimle ve yalnız seni anlatacak, aşkını yaşatacak şiirlerimle varlığını istedim yaratandan. Sen ömrümün en güzel rastlantısı, sen düşlerimin en kutsal tanrıçası. Sen varlığıma anlam katan en güzel anımsın bir tanem.

Göğsündeki denizlerle vurunca dalgalarını kıyılarıma, bir garip sızıyla paralanıyor yüreğim. Kirpiklerime tuzun ağıyor, gözlerime özlemin dolarak yaşa dönüştürüyor. Seni düşündüğüm anlarda, seni bağrıma bastırdığım zamanlarda kıyımlarla parsellere bölünüyor, sancılı bir düşün içinde kendimi buluyorum. Canımdan bir parçasın sen, her anımdasın ve bahar sevinçleriyle göçlerin tespihini çekiyorum sevdalı voltalarla.

Uzun yolculukların henüz yazılmamış sapaklarında her düşünüş hedefi daha yaşanır kılar sevda bakışlım. Birbirini özleyen kuşların göğsündeki yaşam aşkı bundandır ve bunun için her mevsim bulutları aşarak yaşam sularına inerler. Sen, kırık bekleyişlerle günler devirirken dört köşeli bir odada, ben avuçlarımdaki bahar sevinçleriyle yürüyorum umutların ışıdığı uzak ülkelerine.

Düşlerin en kusursuzunu bedenine sürmeden önce bir gülüşün resmini çiz dudaklarına. Yankın bana uzansın, ruhundaki kayıp kentler avuçlarında toplansın, sevdalı bakışlarının uzak ormanlarında en ölümsüz aşklar saklansın dilerim. Seninle aşkın en bilinmez diyarlarına varayım ve ruhundaki kutsal hazineleri bulayım. Aşkın en yaman şarkılarıyla sonsuza kadar sana serenada durayım.

Paradox'um Ben.

Ben bir paradoxum.

Ben bir çelişkiyim. “Git” derken, “kal” demek istediğimi nasıl bilemedin?

İtiraf ediyorum, ben bir paradoxum.

Ama beni bu denli karmaşıklaştıran, yap – bozlaştıran ben değilim. Bu bir suçsa eğer; dengesizlik bir kusursa, bunun sorumluları aklım ve kalbimdir.

İkisi birbirine hiç benzemeyen, sürekli didişen, hep aferin almak için yarışan ikiz kardeşlere benzerler.

Katiyen anlaşamaz, karşılıklı suçlamalarla, iftiralarla, saldırılarla hem kendilerine hem de birbirlerine zarar verirler.

Evet doğru, ben bir paradoxum.

Yığına karışmak, kalabalığın içinde taciz edilmek, eriyip gitmek istemediğimden böyleyim.

Herkese açığım!

Başkalarından gizlediğim ya da çalınacak bir şeyim yok içimde. Bu yüzden kalbimin kilidi de yok!

Ama aynı zamanda herkese kapalıyım!

İçimdekileri, içimde oldukları gibi kabullenmeyen, beni olduğum gibi sevemeyen, beni değiştirmek isteyenlere sonsuza kadar kapalıyım.

Çocukken de ben bir paradoxtum.

Yalnızlık kadar yalnız, gece kadar karanlıktım.

Bazen yatağımda ağlarken, gözümü bir kapatıp açardım, sabah olurdu.

İçlenen, daralan, benim gibi karanlıkta kaybolan diğer bütün arkadaşlarımla coşkulu bir hararetle paylaşırdım bu sırrımı.Onlar bana inanmazdı. Ve pek tabii, hiç sabah olmazdı.

Şaka değil, cidden ben bir paradoxtum.

Etrafımdakilerden çok kendime aykırı, diğerlerinden çok aynadaki adama yabancıydım.

Başkalarını bilmem ama, ben çoktan inanmıştım bu masala.

Sonra büyüdüm. Masal bitti. Pamuk Prenses öldü.

Gökten düşmesini beklediğim üç elma ortalıkta yoktu. Yine de ben değişmedim.

Aşkla dolup taşıyorum. İhtiyaçtan değil, zorunluluktan aşık oluyorum.

Ben aşkı okuyor, seyrediyor, dinliyorum…

Ona sarılıp muhabbet etmeyi kaldırmasa da bu garibin kalbi, sık sık haylaz bir çocuk edasıyla ona sataşıyor, merakla onu kokluyor, elliyorum.

Her seferinde “uf” oluyorum!

Önce yanıyor canım, sonra hemen oyalanacak başka bir şey buluyor,
çocukluğumun merakı ve unutkanlığıyla dalıyorum yine oyuna.

Ve ben kaybettiğim oyuncaklarımı arıyorumDUYMAK İSTEMEDİĞİN CEVAP VARSA ASLA SORUSUNU SORMA

alıntı

Artık Dönsende Bir Dönmesende !..




Yüregimin Selamını aLmayan en agır yükümlüydün sen, sen bilmesende..Tüm uyanışlarım, uyku aralarım, dalgınlıklarım hatta dargınlıklarımın sesli Rehberisin.Herkesten ayrı birtek bana bagLı..

Bir kitabın yazılmamış önsözü okunmamış satırlarısın..Başı olmadıgı gibi sonuda olmayan.Vazgecemedigim ve her seferinde kaybettigim en uzun Ladesimsin hep akLımda olmana ragmen..Bir Şarkının hiç söylenmemiş nakaratlarından oluşan en unutulmaz bestesisin, duyulmamış olsanda.. Çelişik ifadelerimin gülümseyen yüzüsün ne kadar anlatmaya calışıp anlatamasamda..


Şimdi hangi çelişik ifadelerin gülümseyen yüzüsün hangi yüreklerin en uzun ladesisin düşünmek dahi istemiyorum.Ben sevdamı kefenledim senin yolunda, sense bu yürekte Kurban ! Ölsende bir ölmesende..


Ne var diyebiliyorum senin için ne Yok..Anlatmak cok zor bu hali..Anlaşılması zor cümlelerimin ''ve'' baglacıyla baglanan devrik tümcelerisin, özneyle yüklemin henüz yer almadıgı..Unutmak en cok sana yakıştı Damat Lıgın gibi..Gözyaşlarımda bana Gelin lik..İkimizi biraraya getiren tek resimdi Bu ! bende astım gönlümün duvarına..ArtıK dönsende bir dönmesende..

Sen Benim Sonu Ölümle Bitecek Müebbetimsin

Neden bu kadar çok sevdirdin kendini yar ? Neden...Gittin ama hala içimde kanıyor adın.. Unuttun ama hala içimde kırılıyor hatıraların... Neden bu kadar çok sevdirdin kendini ? Adımı dudaklarına almazken, niye ben hala senin adınla başlıyorum sensiz sabahlara ? Niye ? Sen sevgimi pişmanlıklar tek tek yakarken, ben niye hala gülüşlerini katıyorum puslu yarınlarıma ? Niye.?. Senle başlayıp benle biten cümleler kur bana…


Gittiğin halde niye kanıyor kelimelerim ? Neden sevgili.? Sana ne yaptım ben ? Sana ne yaptım ki bu ayrılığı, bu sessizliği reva gördün bana ? Seni sevmekten başka ne yaptım sana ? Geleceğini mi çaldım, hayallerini mi kararttım..? Seni sevmekten öte, yüreğimi sana vermekten öte sana ne yaptım ki. ? Neden kadar sevdirdin kendini sevgili ? Neden ?

Ben bu satırları gözyaşımda tasdiklerken, sen sıradan bir yazıymışçasına yüreğinle susacaksın. Ahizeyi kaldırıp sesinden “ iyi misin “ cümlesi geçmeyecek bir merakı bile hak etmedim değil mi ? Hadi söyle…Ahizeyi kaldırıp bir iyi hal sormak bile bu kadar zor mu sevgili.. Aşk kelimeleri istemiyorum artık.. Sadece telefonda söylenilecek en küçük bir kelimeyi bile duymaya razıyım. Yeter ki senin yüreğinin sıcaklığını taşısın kelimeler..

Hiç gelmeyeceksin biliyorum..Sen olmayacaksın ama güneş hep sensiz inecek perdelerime. Baharlar gelecek avuçlarıma.. Ama hep sen bende kanayan yara olacaksın. Senden sonra hiç kimseyi sevmeyeceğim . Hep senin gülüşünü anımsayacağım. Hep senin sözlerini..Sana ait bir şeyler arayacağım…Ama hep vazgeçeceğim. Seni hatırlatan kelimeler arayacağım satırlarında.. Hiçbir kadını sevmeyeceğim…Çünkü her kadın da seni arayacağım..İşte bu yüzden, seni sensiz yaşatacağım….Sana söz sevgili, seni sensiz büyüteceğim sisi eksik olmayan sabahlarda..

Gittiğin günden beri gözümden tek bir gözyaşı akmadı…Kirpiklerimden akan sadece yüreğimdi.. Sensiz biten her gece yüreğimden bir parça koparıp kapına bıraktım..Bağırdım sensiz gecelere.. Seni bu kadar çok sevdiği için küfürler savurdum kendime.. Yerden yere vurdum kalbimi. Kör bıçaklar biledim yüreğimin senle başlayan kelimelerinde. Susmayı denedim bir de unutmayı..Ama hiçbir zaman bir “ seni sevmiyorum “ diyemedim..Çünkü, ben seni unutmak için sevmedim ki…

Biliyorum gelmeyeceksin. Hayat boyu sensizlik duracak aramızda. Ellerimiz hep ayrı dağlara uzanacak, sırtlarımız hep ayrı duvarlara yaslanacak.. Ve biliyorum bu satırları okurken “ ben sana hiçbir zaman ait olmayacağım “ cümlelerini haykıracak yüreğinBiliyorum, sevdigim her kadın biraz sana benzeyecek. Gözlerinin içine baktığımda “ senin gözlerinin “ olmadığını görünce ölmeyeceğimi sanıyorsun…Offf lanet olsun ki senden bir daha yok ki.. Hiçbir zaman senin gözlerinde izleyemeyeceğim hayatı.. Hiçbir sabah senin sesinle uyanmayacağım. Hiçbir zaman omuzlarına başımı yaslayıp şiirler okuyamayacağım sana ….Kıyılarıma hep sensizlik vuracak…

Biliyor musun seni en çok akşamları özlüyorum. Karanlık odamın ışıklarında senin gözlerin olmalıydı. Akşam iş dönüşü demir kapıda sen karşılamalıydın beni, dört duvar yalnızlığı değil ! Yorulmuş bedenim senin gülüşünle dinlenmeliydi. Huzur kokan ellerinden içmeliydim bir yudum suyu, senin gözlerinde bilmeliydim gül kokulu mutluluğu…Ama işte yine sensizlik var perdelerimde…Uykularım darmadağın..Göz çukurlarım hep ıslak…Yollarım ise hep sana ırak…Söyle bana sevgili neden bu kadar sevdirdin kendini ? Neden ?....

Bak yoksun yine..
Yüreğim kanıyor yüreğim !


Seni çok sevdim sadece...

Ama bilmedin...

Ama yüreğimde sana akan çığlıklarımı hiç silmedin…

Ama sana ağlayan kelimelerimi hiç görmedin….


Belki de ben sevgiyi hiç haketmedim....Seni de, sevgine de haketmedim...Belki de bundandır gidişin.. Belki de isteklerini veremedim.. Belki de tamamlayamadım seni. Çünkü ben hep yamalıydım ve bir o kadar yarım…İyi bir gelecek vaat edemedim..Süslü kelimelerden öte sana varlığımdan öte bir şey veremedim. Belki de gözümü kırpıp ayak uçlarına koyduğum bedenimin ölmesi yetmedi senin beni sevmen için.. Biliyorum, tek değerli değildir ama sana sadece yüreğimi verdim.. Sana verebileceğim tek şey vardı; o da yüreğimdi. Yüreğimi sana verdim…Varlığında yokluğunda sana aittir yüreğim….


Şimdi, gözyaşımla ıslanmış cümlelerimi şakağından vurup sensiz bir gecenin koynunda seni “ sensiz “ yaşamaya gidiyorum. Bir gece olsa da gel desem, biliyorum gelmeyeceksin.Gelemeyeceksin….Her zamanki gibi adınla başlayıp varlığında bitirdiğim bir gece olacak. Sensiz ve sessiz bir gece…Her zamanki gibi karanlığımı örteceğim üzerime ve kokunu arayacağım yastık kenarlarında.. Her zaman ki gibi ellerimi uzatacağım sana ama her zamanki gibi ellerim hep boşlukta kalacak… Ve sabah uyandığımda sensizliğini giyineceğim ceketimin üzerine. Seni gelecekmiş gibi aynalara bakacağım..Bir an evvel sana kavuşmak için nefes nefese koşuşturacağım şehrimin sokaklarını..Ama sokağımı dönüp kalabalıklara karıştığımda “ yine “ yokluğun karşılayacak beni..Hep aynı kaldırımda..Hep aynı sokak başında….Yine sen gelmemiş olacaksın….Boynumu “ yalnızlığına “ büküp yüreğimi kanatana kadar susacağım..Senin sustuğun gibi….

Haklısın....
Belki de sevilmeyi hiçbir zaman haketmedim...
Sevildiğin halde sevmeyeceksin…
Sana uzattığım her eli geri çevireceksin...

Kırık testilerden boşalan hayatın ayak uçlarında
Hep seni bekleyeceğim..
Gelmediğin her gün bir çentik atacağım
Yüreğimin dilsiz duvarlarına…
Belki de bir gün,
Yokluğun omuzlarıma ağır gelir de
Taşıyamazsam seni,
Ölümün soğuk namlusunu dayarım
Sensizliğin şakağına..
Kimbilir…

Keşke “ sensiz hayat” ;
Seni sevmek kadar güzel olsaydı;
İşte o zaman sensiz hayatı delice sevebilirdim..

Keşke; ölüm,
Seni unutmak kadar zor olmasaydı..
Gittiğin gün tek kurşunla ölümü dudaklarından öpebilirdim…
Ama ne sensiz yaşanılan hayatı adı var,
Ne sensiz ölümün tadı...
Ve dudaklarımda sona bırakılmış ,
Tek bir cümle var….

“ Sen benim, koynunda can verecek hasretim,
Sen benim, sonu ölüm ile bitecek müebbettimsin…”

alıntı..

Yaredir Sinede Eski Sevgili ...

Bir sevgiliniz vardı ve artık yok. Kabullenmek istemesenizde bitti bu ilişki.
Ama siz hala onu özlüyor, "belki bir gün yeniden döner" diye hayaller
kuruyorsunuz. Peki ya hayatınız? Siz farkında olmadan akıp gidiyor elinizden.

Çoğumuz biliriz ya da duymuşuzdur. "Yeni Türkü" grubunun bir şarkısı vardır.
Maskeli Balo...

.... Yaredir sinede eski sevgili
Eski sevgili, eski günler
Hayata baksana takmıyor kimseyi
Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi
Yaredir yinede....

Bir ilişkiye başlarken ne zaman biteceğini, nasıl biteceğini bilemez insan.
Nasıl bitecek biliniyor ya da en başta düşünülüyorsa da bunun adına da ilişki
denmez zaten. Bitiş anı ise çoğunlukla bağra çağıra gelir. Aşk haykırır
"bitiyorum beni kurtarın" diye. Taraflardan biri bu haykırışa kulak verip çaba
göstersede, diğer taraf onunla aynı fikirde değilse, tek tarafın çabası o aşkı
kurtarmaya yetmez. Aşkı kurtarmak istemeyen taraf sonunda pılısını pırtısını
toplayıp çeker gider.

Sonra birbiri ardına sorular gelmeye başlar. "Neden Bitti?", "Hata Kimdeydi?",
"Başkası mı var?" Bu sorular yanıt bulsa dahi neyi değiştirebilirsiniz ki?
Düşündükçe işin içinden çıkamaz hale gelirsiniz. Sizi böyle p.. gibi ortada
bırakıp gitmesini içinize sindiremezsiniz. Bu durumda kimisi işi hakaretlere
hatta şiddete kadar vardırır. Kimisi nasıl intikam alacağının planlarını kurmaya
başlar. Kimisi de kendisini daha sonra daha çok acı verecek olan "Geri Dön"
yalvarmalarına başlar.

Eski aşkınızın hayali sizde ne kadar uzun süre kalırsa, sizin hayattan kopuk
şekilde yaşamanızda o kadar uzun sürecektir. Elbette unutmak mümkün değildir.
Şarkı da şöyle devam eder zaten;

....Yaredir sinede eski sevgili
Ne yapsan kolay unutulmaz
Ağlama geçmişe yaşadık bitti
Anılar bizi yalnız bırakmaz
Yalnızız yine de....

Kimse kimseye "anılarını unut" diyemez. Ama sevgilimiz olduğunda bile "yalnız"
olduğunuzun bilinciyle yaşamalıyız ilişkilerimizi. Hayat bir kişinin ellerine
bırakılmayacak kadar değerli değil mi? "Yaşadık güzeldi ama bitti" demeyi
öğrenmeli ve unutmamalı; terk edilen, hayata direnme gücünü yine kendisinden
almak zorunda kalacak. İşte bu güce sahip olduğunuzun farkına vardığınızda,
hayatımızın ellerimizden kayıp gitmesine izin vermeyeceğiz.

Bu arada, Yeni Türkü bir başka şarkısında da şöyle diyor;

.... Aşk yeniden unutulmuş yemin gibi
Aşk yeniden hem tanıdık hep yepyeni
Aşk yeniden kendini yarattı kendinden.....

Kilometrelere Gölgesi Düşen Sevgili...

Kilometrelere gölgesi düşen sevgili...Beni çağırıyor ellerin,bana bakıyor gözlerin.Bak saçlarımı rüzgara sattım;sana getirsin diye.Uzaklığına uzak geldi kentlerim.Oysa ben kelebek dokunuşlarıyla süslemiştim sevgimi... Ey yar!.. Yollarım uzuyor,uzadıkça biraz daha sen oluyorum.Kanarım kimseler bilmez.Anlatsam daha çok kanarım,paylaşmam seni..Çünkü paylaşırsam 'yalnızlığım' olmazsın.Gözümden sakındığım,sevmekten korktuğum olmazsın. Bilir misin sevgili;her aşk,bir yüreğin uğultusu gibidir.Deşdikçe kanar anlamazsın... Şimdi tümcelerim dar bir sokağın çıkmazında! Yüreğim yüreğine sürgün,işte tutsağım sana.. Kilometrelere gölgesi düşen sevgili... Hangi rüzgar getirecek bizi bir araya,hangi masal kuşu anlatacak öykümüzü,yada hangi usta kalem dökücek bizi satırlara... Bak yine rüzgar değdi saçlarıma ama sen yoktun üşümem ondandır.. Biliyorsun,beni kendime getiren tek şeysin sen.Sevgisin sen,umutsun sen,acısın,mutluluksun. Bir dünyasın sen,beni içinde yaşatan.. Biliyor musun?sevgili daha yoldayım ve her kilometreye adını yazıyorum...Bak sözcüklerim tükeniyor, sen tükenmiyorsun. Aşk bizi acıtır bilmiyormusun.Ama sana göçtüm bu sonbahar;sana yürüdüm.Hadi süsle beni aşkınla!... En acımasız yanı ol aşkımızın..Bana susmak kalıyor artık,biliyorsun sustukça biraz daha sen oluyorum...
.