| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

Yazılar

Kar Tanesi...

Yanağına konan kar tanesi eriyip dudaklarına indiğinde,
Hissettiğin o bir damla serinliği benimle paylaşmak istersen,
Yönünü rüzgara dön ben o rüzgardayım...


Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç , bir tohumla başlar ;
En uzun yolculuklar bir adımla başlar;
Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.


Seni unutmak zor anlatmaksa imkansız,
Sen unutuldukca hatırlanan,
Anlattıkca bitmeyensin meleğim..


Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi,
Seni duymadan dinlemeyi, gözyaşlarımla gülmeyi
Ve kavuşmak için sabretmeyi,
Her şeyi öğrendim ama sensiz olmayı asla...


Duygular vardır anlatılamayan..sevgiler vardır kelimelere sığmayan...
Bakışlar vardır insanı ömür boyu ağlatan...yollar vardır aşılması güç olan.
Kalpler vardır acılarla parçalanan, ve insanlar vardır hiç unutulmayan.
Sanma beni sevipte bırakanlardan. Benim sevgim mezara kadar olanlardan...


Bir Çiçeğin açmak için sebepler bulduğu gibi,
Yaşama dair sebepler bulmak için yaşıyorum...
Eğer bir gün gelir de yaşamak için bir sebep bulamazsam;
Ölmek için bir sebep bulmuşum demektir

Bir yudum zehir olsan, bir an bile düşünmeden seni içerdim,
Sırf seninle bir olmak ve seni içimde hissetmek için.


Sevgilim bilki senden uzak ne güzellikleri avutur beni bu şehrin,
nede yıldızlı akşamları!... özlemin bir nehir olmuş
YARAR GİDER İÇİMDEKİ DAĞLARI


Seni seviyorum kelimesini sana benden başka kimse söylemesin,
Yalnız bana sakla dudaklarını seni benden başka kimse öpmesin,
Ne olurdu her seven sevilse sanki, bu dünyada aşktan güzel ne var ki,
Gel kollarıma öyle sarıl ki kimsenin çözmeye gücü yetmesin.


Seni niyemi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni
Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.


Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi
Seni ona kavuştursun.


Hayatın en güzel anı herşeyden vazgeçtiğiniz zaman
Sizi hayata bağlıyan biri olduğunu düşündüğünüz andır.


Sen benim gözlerimde saf bir gerçek,
Yüreğime bahar getiren bir çiçeksin.
Sen bedenimdeki yumuşak kudret,
Gönül bahçemde uçuşan bir kelebeksin..


Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi tutuyorum aklımda
İçimi seninle ısıtıyorum bir yaşamak düşünsem "sus" deyip adınla başlıyorum.


Sevgili binlerce insan arasından gönül gözüyle görüp ayrı bir kimlik verdiğimizdi Her sözü büyü olan, dokunduğu herşeyi kutsallaştıran muhteşem insandı.


Yanındayken içimi saran ateş, sen yokken hayalinle canlanır.
Gözlerimdeki parıltı senin sevginin eseri,
Ve benim varlığım yanlız senin eserin.


Seni yüreğimden atabilsem atamıyorum,
Seni gözlerimden silebilsem silemiyorum
Sensizlik acısını çekemiyorum,
Dönersen diye koştum camlara
Ama yoksun yine yok..


Her sabah uyanıp yüzünü güneşe verdiğinde,
Gücünü alamazsın sıcak sevgilerden,
Unutma sakın bir sevgi bin sevgi doğurur ve
O sevgilerden yepyeni bir dünya kurulur..


Ben Toprağım suyum sensin, ben yaprağım dalım sensin
İlkbaharım yazım sensin sensiz hayat çekilmiyor.

Sen ACI Mıydın?... Ben AŞK Sanmıştım

Yalnış yollarda yürümekten, yürüyüp de bir menzile erememekten yoruldum!...

Hep mi kanacak bu yürek!?... Hep mi kanayacak!?... Dinmiyor sızım... Kapanmıyor yaralarım... Ne halimden anlayan var, ne de bir yoldaşım.... Yalnızım.......! Yalnızlık en kara geceden daha kara!.. Aşk adına ne varsa, hepsi terk edip gitmiş beni... Öylece umutsuz, çaresiz, sessiz kalmışım... BEN ACIYI, SEVDA SANMIŞIM...!!!

Hiç böyle olacağımı düşünmezdim oysa... Bitmez sanırdım! Tükenmez bilirdim! ''GİTMEZ'' derdim...! GİTTi...!!! Giderken geride bir enkaz bırakacağını bile bile gitti...! Ne kaldı şimdi bana acıdan başka!?... Susmaktan ve acıyı yaşamaktan başka, ne gelir elimden!?...

''Her aşk biter!'' derler ama; böyle yıkıcı, böyle yakıcı olması gerekmiyor ki bitişlerin... Hem benim AŞKIM bitmedi! Bitmeyecek de... Daha hiçbirşey yaşamadan, hayatı paylaşmadan nasıl bitsin!?... Bu yürek onun için atmaya devam ederken, nasıl tükensin!?...

Yüreğim bir firara daha tanıklık etti işte!.. Hep hüzünle hatırlanacak dünler... Nasıl geçeceği meçhul bugünler ve gelmeyecek yarınları yaşamanın zamanı şimdi!.. ''Ondan bana ne kaldı!?...'' diye düşünüyorum da, aklıma yalanlardan başka hiçbirşey gelmiyor...! O mu daha çok USTAYDI, yoksa ben mi çok SAFTIM!?... Anlayamıyorum... Hiçbir soruya yanıt bulamıyorum!

Al işte!...
Yine ağlıyorum!!!
Kelimeleri durdurmayı öğrendimde, birtek gözyaşlarıma söz geçiremiyorum...!!!

Ben hayata ve aşka karşı üzerime düşen herşeyi hakkıyla yerine getirirken, böyle acı çekmek reva mı!?... Ya da gerçek hayat başka bir boyutta, bu gördüğüm rüya mı!?... Gittiği yerden dönse, ''Hata yapmışım!'' dese, sevdiğini söylese, geçer mi bu KALP AĞRISI!?... Diner mi AŞK ACISI!?... Korkuyorum acıya alışmaktan... Korkuyorum HER ACIYI SEVDA sanmaktan...!!!

Şimdi böylesine zayıfken, böylesine kırılmışken, yine yalnış bir yola saparım ben!.. Yüreğimin sızısını dindirecek diye, yalnış kollara sarılırım!.. Sonra yine gelsin hüzün, gelsin acı...



Oysa;

AÇIM BEN SAF SEVDALARA!

YALANLARA BULAŞMAMIŞ AŞKLARA!!

İHANETLERLE ANILMAYAN İNSANLARA!!!

AÇIM, HİÇ BİRŞEY BEKLEMEDEN SEVENLERE!!!!

KALP GÖZÜYLE, GÖREBİLENLERE!!!!!

DÜRÜSTLERE, GÜVENİLİRLERE!!!!!!


Madem aşkım bu kadar korkutuyor herkesi, madem sevdamın büyüklüğünü görüp kaçıyorlar!!! ÖyLeyse ne ismim, ne cismim kalsın geride! Savrulup gideyim toz bulutlarıyla, hiçkimsenin erişemeyeceği topraklara...!

Yeter ki acısız yaşansın.......

Ömrünün Virgülü...

Ömrümün virgülü” dedin. Ben hep ters dönüp havada asılı kaldım ve ancak bir kesme işaretinden sonraki aitlik eki kadar yakın olabildim ömrünün kıyılarına.


Bir pencere önünde, buğular ardında rüzgarın ayak izleri ve yağmurun fısıltısı içimi parsellerken sana çıkan yolların ne kadarı bana kaldı?

Sende ne kadar çoğalabiliyorum içimdeki saldırmanın ucu façalarken ruhumu?

Hangi baba yiğitin narası bastırabilir taş duvarlardan sekip gönlüme saplanan çığlığımı?

Bir adımım önde ve bir diğeri geride. Sana gelebilmem için hep ardımda bana ait bir adım bırakmak zorundayım. Altında soru işaretlerim ve merakım… Çimenlendirilmiş arpanın, bir imbikten geçip, dilinden içimin bardağına dökümü ve sayfalarda durduğu gibi durmayan kelimelerinle sarhoş oluşum; soru işaretlerimin ayılmasına sebep ve daha kimbilir bilmediğim ne çok şey var damıtıp da kendine sakladığın…

Hatırlamayışların kabullenmek istemeyişinden mi?

Vasi sesten, vasi sesi anlatan yabancı kelimeler asılıyor boynuma. Bana yabancı olan bir duygu mu hissettiğim bilmiyorum ama boğazımı düğümlemeye yetiyor. Koca bir ilmek; tökezlesem ölüme dokunacağım… Ben savaşırken sana çıkan yolların çağrılarıyla sen hangi zaferin sevincini yaşıyorsun benden kaç durak ötede kestiremiyorum.

Bir fırça darbesiyle silip atamıyorum ki içimdeki duyguların renk cümbüşünü… Sürrealist bir tablo çıkıyor ortaya ve Dali’nin beklemek anlayışına sığınıyorum.

Sığıntı kalıyorum akreple yelkovan arasında.

Belki gelirsin diye satır aralarını boş bırakıyorum.Hani benim sığınmayı en sevdiğim yer. Hatırlar da gelirsin belki.… Boş sayfalar hazırlıyorum seni anlatmak için. Kalemim tuzla buz olunca özlemden, hayallere sığınıyorum, geçen zamana, gelecek zamana…. Ama “an”a tutunamıyorum.....
Çünkü yoksun……

Kurup, senle paylaştığım her hayale serzeniş dedin önce , sabırsız bir ufaklık sanıp göğsüne bastın ama ben biliyorum ki hayallerin ne beklemekle ne de sabırla alakası yok. Hep o yüzden beklenmedik zamanlarda düşüverdim kırıkların diyarına. Bekleseydim eğer hayal olmaktan çıkıp hırslı bir ideale dönüşürdün içimde.

Ne mutlu bana ki hala hayalperest bi ufaklığı saklayabiliyorum gözlerinde aradığım bende.


Hala hayal kuruyorum. Boş sayfalar kucağımda, küçük çocukların yaptığı gibi takıp takıştırdım kelimeleri parmaklarıma, seni bekliyorum o masum heyecanımla. Beni kucaklayıp göğsüne basasın diye… Yanına yatırıp rüyana alasın, küçük dokunuşlarınla ninniler söyleyesin diye.

Ruhumu teslimiyet zamanı ruhuna, ben rüyalar diyarına gidiyorum küçüğünü uyutmaya geleceksin değil mi?

Bir Benim Ol...Beni Öp


Bir hikaye vardi…
Öyle güzeldi’ki, çünkü çikarsiz’di, saf, tertemiz bir ask barindiriyordu satirlarinda…

Umulmadik bir anda baslayan bu hikaye, her gün sayfa sayfa ilerledi…
Öyle güzel bir yere geldiki ;
Içinde :
Özlem
Vuslat
Kavusmak
Hepsi dolup tasiyordu satirlarinda…

Kavusmayi bekleyen 2 insan, birinin yüregi ötekinin yüregine kelepçelenmis,
Ikiside sabirla kavusmayi bekliyordu…
O gün için yasiyorlardi sanki.



’Bir kere olsun tutmadan kaygisizca o sicacik elini,
Bir kere bile degmeden nefesim nefesine,
Agitlar yaktim askimiza,
Sen tüm dualarimin Aminisin sevdigim..’.


Hikayenin bas kahramininin yüreginden bu sözler dökülmüstü o aksam.

Kizin pirpir eden yüregi bu sözler karsisinda sanki yerinden cikicak gibi atmaya baslamisti...O an tek istegi sevdigine sarilmakdi...

Agzindan çikabilen sözlerse:


’Ben seni, yüregini yoklugunda bile hissedebiliyorum...
Sen benim diger yarimsin,
Parçamsin,
Bu kadar uzak olmana ragmen öyle hissedebiliyorumki seni, sendeki beni...’


Bir ’off ’ geldi taa uzaklardan, içten bir ’off ’...

Ilmik, ilmik her sayfada yüreklerine isledikleri bir hikayeleri vardi iste...
Mutlu sonla bitmeyi bekleyen bir hikaye, umut dolu, hayallerle yasayan...

Yüreklerindekileri tutmakdan usanmiscasina o gün dökülüyordu sözler...
Oglan yine tutamiyordu kendini:


‘Ne güzel sey seni düslemek,
Ranzamin pasli demirine,
Yada kazinmis boyasina bakarken,
Yada sira olurken bir yagmur öncesinde,disarda, sogukta,
Ne güzel sey düslemek seni,
Uyumadan önce herseyi atmisken beynimden disari,
Günesten kaçarken bir kuytu gölgede,
Soguk suyumu içerken,
Aslinda sana susadigimi hissetmek...’


Bu sözler karsinda kizin bogazi dügümlenmiscesine iki söz cikamiyordu,
Oysa ne çok sey vardi söyleyecek, gözleri dolmus, sessiz sessiz aglamaya baslamisti tüm çabasiysa ona belli etmemek’di...

Bir iç çekisten sonra kizin agzindan çikan 2 kelime:


’Seni çok seviyorum’

Ne çok beklemisti oglan bu 2 kelimeyi duymak için, simdiyse duyuyordu hemde en çok ihtiyaci oldugu bir zaman’da...


’Bende seni çok seviyorum’

Bir sessizlik çökmüstü, yürekleri o kadar çiglik atarken...
Oglan öyle korkuyorduki onu kaybetmekten, her sözüyle biraz daha sahiplenmekti istegi, o yüzden bu yalanci sessizlik son bulsun diye fisildadi:


’Bir benim ol, beni öp,
Bir bana sahiplen,
Bir beni sev ikimiz bir beden,
Ben korkarim sen yoksan kendi gölgemden,
Sende bana soyun,
Yasamini bende tüket...’

Sor Bir Neden Bu Suskunluğum....!


sor bir:
neden bu suskunluğum...
neden bu yorgunluğum...
neden bu boşluğum...


cevabı bilinen soruları sormaya gerek olmadığını unutmuşum!

boşver!

duyma

şiirler, mısralar, sözler, mektuplar, yazılar... ve daha birçok şey... sevgilinin yokluğunda sevgili içindir.

o hep, ona karalanır. uslanmadan karalanır. ve uslanılmaz da yanıtsızlıktan. zaten cevap beklenilse, yazılmaz.

belki bekleyenler de vardır, ben beklemeyenlerden bahsediyorum.

düşlerken, düşlenmeyi beklemeyenlerden, en çok da benden...

beceremediğim tek şey durdurabilmek ve tüketebilme kalemimi. gerçi çabam da yok ya... her an, her şekilde, yazar buluyorum kendimi:

bazen parmağımın değdiği tuştan kelimeler türüyor...

bazen kenarları boş kalmış çalışma sayfalarına mısralar dökülüyor...

kırılmışsa ucum, diyorum kodla beynine, kaybolmasın, bir zaman paylaşırsın...

yazıyorum işte...

satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor,
yıllar mı çürüyor,
nefesim mi eksiliyor...
yaşlanıyor muyum...

bak, soru işaretleri yok artık.
hep üç noktalar var. bilinmezliğine çıktığım yolculuğunda, iki noktalara, açıklamalar ihtiyacım yok. ben cevaplarımı kendim veririm. beceremediğimde ise, sorları çizerim...

satırlar uzadıkça ömrüm mü kısalıyor...
yıllar mı çürüyor...
nefesim mi eksiliyor...
yaşlanıyor muyum...


uzattım ve bir yere varamadık yine...

ama susmuyorum...

x[...Sonsuz Öyküm...]x

Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri
çevirmeden tutuyordum.

Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri
çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.


Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz,uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu.

Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte.

Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip
içimdeki yerini aldı.


Sabah olsun diye odaları arşınladığımı gecelerin bitmesini istemiyorum artık. Çünkü sen varsın. Seni yaşamak istiyorum. Yaşadıkça çoğalacaksın. Sonsuz bir keşfe çıkacağım seninle. Her gün yepyeni şeyler bulacağım sende keşfetmekten, seni öğrenmekten hiç bıkmayacağım.


Yastığa başıma koyup gözümü kapadığım da içimi sonsuz bir huzur kaplayacak biliyorum. Aylardır uyuyamadığım uykuları bir çırpıda uyuyacağım. Yürek çarpıntılarıyla dolu karanlık saatler bitecek. Gecemi de gündüzümü de sen dolduracaksın. Senden öncesine ait ne varsa hepsini döktüm denize. Kimselere vermeye kıyamadığım yeşili getirdim sana, al ve yerleştir yüreğine.

Seninle birlikte yenilendiğimi hissediyorum.
Her sabah yeni güne değil, mutluluğa uyanacağım. Her sabah bütün hücrelerimin sanki ilk kez o gün doğmuşlar gibi harekete geçişini hayret ve heyecanla izleyeceğim.Sesini duymak gücümü artırıyor, tükenmeyecek bir enerji veriyor.

Sen benim için bir şanssın. Hayat her zaman böyle şanslar sunmaz insana. Sunduğunda da bunun değerini bilmek gerek. Ve ben, Hayatın bana verdiği bu şansı sonuna kadar kullanmaya kararlıyım. Bir öyküsün sen artık hep yazılacak ama sonu hiç gelmeyecek bir öykü.

Gidemedim! Gitmedim!

Daha 24 saat bile olmadı, bir gün bile dolmadı gidiyorum deyişimin üzerinden! Daraltılmış zamana sığdırdığım bir gün batımı ve gün doğumuyla anladım, farkettim hatamı!

Gidemedim! Gitmedim!

Çocuksu bir gelgit mi bu? Ya da olgunluğun yorgunlukla çatışması mı? Bilemiyorum... Bir yanım olgun, bir yanım yorgun, bir yanım çocuksu isyanlarda! Bölük pörçüğüm yine; sanırım gözümü kaçış yollarına dikmem bundandı! Ve kaçamayıp geri dönüşüm yine bundan!


Gidemedim! Gitmedim!

Kaçmaya çalışmamın tek sebebi kendimdim! Kendi yetimliğim; kelimelerimin beni terkedişi, cümlelerimin tükenişi... Hayata yoğunlaşamayışım; gündemden kopuşum, günü yakalayamayışım... Ama buradan koparsam hayattan tümden kopacağımı anladım, farkettim, taa derinden hissettim!


Gidemedim! Gitmedim!


Farkındayım tek suçlu benim! Çok geldim kendi üzerime; çok yordum kendimi ve kalemimi... Hayatla çok dalaştım; boyumdan büyük konuları taşımaya çalıştım yazılarımda, zihnim bedenimden önce yazdı cümlelerimi... Bedenim zihnimi yakalayamadı; zihnim bedensiz yorgun düştü! Yoruldum! Ama gitmek dinlendirmez ki!


Gidemedim! Gitmedim!

Yaklaşık bir yıl önceydi... Sevgi sellerinde boğulduğum; şiirin doruklarında gezdiğim bir siteden ‘gidişim’... Yine yormuştum kendimi; her tarzda her konuda şiir yazacağım diye diye içimdeki acemi şairi, şiiri yormuştum, tüketmiştim... Sonrasında şiirlere haksızlık olmasın diye kaçmıştım oralardan... Geri döneceğim demiştim! Dönemedim istesem de! Şimdi buradan gidersem; ya yine dönemezsem diye korktum, çok korktum!


Gidemedim! Gitmedim!


Aylar öncesinde şu sözler dökülmüştü dilimden: ‘Buradan gitmek, benim kendi kendime vereceğim en büyük cezam olur’... Bu cezayı haketmedim ki! Evet, suçluyum, hatalıyım! Yordum kendimi; çocuksuluğumun arkasına gizlenmeye çalıştım sonrasında! Anka Kuşu’nu diriltemedim bir türlü! Kanatsız kaldım! Uçamadım! Ada Kızı’yla tutunmaya çalıştım haftalarca! Funda utandı; yazıdan yoksunluğu kaldıramadı... Kaçmak istedi utancından ve kendine hıncından... Ama kaçamadı; kaçamadım!


Gidemedim! Gitmedim!

Nice sözler var vermek istediğim... Nice yeminler dilimde! Ama veremem ki; ama diyemem ki! Garantisi yok bu kalışımın! Garantisi yok Anka Kuşu’nu diriltişimin! Ama çalışacağım! Umutlanacağım! Sizlerden umut alacağım! Yazılardan yazı çoğaltacağım zihnimde! Kimbilir belki ilaç olur kurumaya yüz tutmuş ruhuma, kalemime! Bir umut...


Gidemedim! Gitmedim!

Tüm Hakları Küstahlığıma Aittir!

Kelime Oyunu...

Yüreğimde saklı kalan duygularımın keşfiyle başladı her şey..

Ve ben seni sevmekle başlayan bir ömrün ve bitmesine ihtimal verilmeyen bir aşkın gizlendiği bir yüreğin sahibiyim sayende..

Sen; yaşadığım kadar beklediğimsin..

Ve yaşayamadıklarım kadar sevdiğim...

Seni tanıdıktan sonra,

Etrafıma yaydığım gülücüklerin artması ve içime bir yaşama sevincinin dolması neden acaba?

Her şey orada başladı işte, hani farkına varıp güldün ya şimdi, aynen orada..

Anlamsız hayatımın anlatıldığı bir cümleye konulan noktadan sonra, hani..

'Aşk,mutluluk,güzellik' kelimelerinin toplandığı bir işlemin sonucunda buldum sevgini..

Ve o üç kelimeyi ölümsüzleştirmek için gidilebilecek tek yer artık, yüreğimin haritasındaki aşkının iz düşümü..

Adım kadar yalansız sana olan sevgim..

Ve hiç bir yere sığmayacak kadar büyük, bir o kadar da..

Sadece;

Durduk yere gülme istekleri var içimde..

Bir sevginin yan etkileri..

İçindeki güzelliği görebilecek kadar iyi olsa da gözlerim, senden başkasını görmeyecek kadar da kördür aslında..

Dört yapraklı yonca gibi nadir bulunur sana olan aşkımın benzeri..

Ve sadece sen biliyorsun;

Yüreğimin en güzel köşesine saklanmış eşi benzeri olmayan o büyük sevdanın adresini..

Sen bu yüreğime gelmeden önce yaşanan anıların anlamsızlaşması niye acaba?

Kim bilir, bu niye sorusuna verilebilecek cevap gözlerinin hayatıma kattığı anlamdır belki ?

Nedense, zoruma gitmiyor seni düşünürken uykusuz kalmak..

Gözlerim kapalıyken daha rahat konuşabiliyorum,

Başka bir perde açılıyor birden..

Ve içimde aşırı bir hoşnutluk yaratıyor, seninle ilgili enteresan hayaller kurmak..

Sonsuz sevginin sığacağı kadar büyük olsa da yüreğim, senden başkasını sığdıramayacak kadar da küçüktür aslında..

Gül yüzünü görebilme ihtimali, her sabah içimi aynı heyecanla dolduran..

Ve o güzelliği başkalarının da görebilecek olması, yüreğimi bir kıskançlık duygusuyla kavuran..

Kalbimin;

Sevinçten durma ihtimaline önlem olarak, ben yanındayken kısa aralıklara böl, fazla uzun tutma gülümseyişlerini..

Kimse çıkaramaz artık, dar yüreğime sığan uçsuz bucaksız sevgini..

Her kalp atışıyla katlanan ve katlandığı oranda ölümsüzleşen bir sevgin var bende..

Ve senle geçen günlerimin verdiği mutluluk, sensizken yaşanmayan bir ömrün kanıtıdır şimdi..

Bense sensiz yaşama ihtimaline çok uzak bir yerdeyim aslında..

Tüm hakları küstahlığıma aittir;.

Bugünün Yazısı bana ait bütün küstahlığıyla...

Senden Başkası Masal

Alışkanlıkların yitimi../
yeni bir dünya../
bırakıp gitmeler../
telaşına ve gelecek kaygılarına ilk adım dünyanın../
.../ne kadar karamsar cümleler bütünü

Kimse benim kadar statükocu olamaz bilirdim;aynı sokakta,aynı simalara selam verip aynı bakkaldan hep aynı saatte "ülker/dido" istemenin zevkini kimse bu kadar içten isteyemez sanırdım;aynı eve gidip aynı yorganı çekip tüm güncel dertlerin üstüne,hiçbir başka şey beni bu kadar koruyamaz sanırdım..
Ve tüm vedalar bana ölüm kadar ağır gelir,selpak taşıma sorunu yaşardım gözlerime..hiç ayrılamam sanırdım dostlarımdan..uğruna döktüğüm ıslaklıkların üzerine ant bile içmiştim..
zamansız/mekansız çokca eşyalarımı toplayıp,geri kalan hayatımı atıp koltuğumun altına,yarınların yükünün beni ezip yokedeceğini düşünerek yola çıkmıştım bir temmuz sıcağında..hafifti benden kalanlar,içimde sıvı kalmamıştı/dökülmüştü dostlarıma baktığım yerden;rahatlamayı umarken daha da dolmuştum;olmamıştı../
olmayacaktı../

oldu..

değişmeyen tek şey değişimmiş ''Herakliteos''un tabiriyle;ve tabirimle zor da osa alışıyormuş insan,ıslak bir sünger çekebilmeye kalanlarına..

Allah yolunuzu açık;bahtınızı bembeyaz eylesin../
hayat ne tozpembe bir yol;nede dikenler içinde bir diyar../
sanırım dürüst olmak gerekiyor hayata karşı;ama önce kendine karşı../

SEN'den başkası masal;CAN'dan başkası hikaye zaten..
sırtlandıklarına omuz atacak bulunur her köşe başında o zaman..

Teknoloji arası yolculuk her daim devam ediyorsa -tek kelime edip,bir sıcak çayını içmemiş olsam dahi- devam edecek Allah izin verdikçe yolculuğumuz..


-üstteki satırların sahibine..-

Aşk Budur

.