| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

Yazılar

Iyiki Varsin!...

Yağmur yağıyor. Bilirsin ben yağmuru çok severim. Seni sevdiğim gibi çok. Ama yağmur, içinde sen olunca oluyor. Sen hayallerimi, duygularımı, dünyamı oluşturunca bu yağmurun, şu iki gözümün bir anlamı kalıyor. Yoksa dünya dönüyormuş, ben görüyormuşum banane... Sen olmayınca, seni hissetmeyince hücrelerimde kalmıyor bir anlamı yaşamanın. Yaşamak bile senle güzel çünkü, benim dünyam da.

Şimdi yağmur yağıyor. Nasıl derler bardaktan boşalırcasına yapıyor. Biri sanki tüm pişmanlıkları, tüm keşkeleri, özlemleri ve hissettiği bu yoğun sevgisi yüzünden hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Birileri ağlarken sen geliyorsun aklıma. Bu yağmur damlaları senin sanki. Sen benden uzakta, bir köşeye sığınıp ağlıyorsun gibi. Ağlama, ağlamak yakışmaz sana. Gözlerin acır, daha ötesi yüreğindeki bütünlük bozulur, paramparça olursun. Ağlama iki gözüm. Zamanı çok geçirdik belki vaktinden ama sen gene de ağlama. Çünkü ben sana kıyamam. Bu yürek, o yeşilliklerin buğulandığını, hüzünlendiğini görürse dayanamaz. Kırılır, dağılır, bin parçaya bölünür. Belki dayanamaz,ölür. Çünkü, bu yürek seni çok sevdi. Senin bildiğinden, gördüğünden çok ama çok daha fazla.

Bunun içindir ki, ağlama!

Yağmur yağıyor ama sert, hırçın duygularla. Şimşekler çaktırıyor içinde. Sesleri yükseliyor. Ben korkuyorum. Şimşekten, can çekişirmişcesine bağıran şu gökyüzünden çok korkuyorum. Ama yalnızım. Korktuğum, ağladığım, yaşantımın tam ortasında duran seni benden aldıkları, seni gittiğin için. Ve işte tam bu sıralarda bir şimşek düşüyor önüme. Ben korkuyorum. Çünkü sen, her anımda beni varolmaya yeminler edip arkasından yanımda olacağın sözlerinden sonra, olmadığını bu seslerle başbaşa yapayalnız kaldığımı görmek, yokluğuna hiç dayanamayacak bir durumdayken alışmaya çalışmak, olması gerektiğinden çok daha fazla korkutuyor beni. Bu korkularda yanımdasın sanmıştım. Ama gerçek buymuş, ben bir mayın tarlasında tek başındaymışım.

Yağmur duruyor. Ama ben sen gittikten, sen bittikten sonra hiç durmadım. Hep koştum, varabileceğim gidebileceğim en uzak yere. Ne yollar görmüş olsam da, ben hala yakınım sana. Dokunsam değecekmişim gibi. Dokunsan değecekmişsin gibi. Ama dokunma, yapma!
Beni o yağmurlarda ağladım için de suçlama. Sen öğrettin bana ağlamayı ve sonrasında kendi gözyaşlarını kendin silebilmeyi. Kimin için, ne için ağlamış olsan da. Bu yüzden hakkın yok beni suçlamaya. Ben sana ağlatmayı öğretmediğim için çıkabiliyor ağzımdan bu kelime

Ağlama!

Sana öğrettiğim tek şey , sevmekti. Doyasıya, hiç bitiremediğim, hep devam etmesini istediğim bir sevginin sende olmasını,onu kollayabilmeni öğrettim sana. Şimdi baktığımda geriye sen sevmeyi öğrenmişsinde koruyamamışsın be gözüm. Başaramamışsın. Canın sağ olsun.
Yağmur artık terk etti beni, bu şehri. Bizden çok uzağa bambaşka düşlere gitti. Bana bıraktığı tek şey, her gün daha da artan, daha da yükselen seslerdi kulağımdaki. Ve sanırım artık canımı yakan tek şey onlardı.

Anladınmı Benim herşeyim.
Anladınmı uğruna öleceğime söz verdiğim.
Anladınmı nasıl seviyorum seni?
Anlamadın Anlamayacaksın.

Bir gün göreceğim tekrar bu yağmurları. Bir şimşek düşecek belki tekrarsan önüme. Onlardan, her şeyden önce gitmiş de , bırakmış da olsan bir hayatı geri de son kez bilmeni isterim. Son kez bunu benim ağzımdan duyman isterim. Kulaklarını, gözlerini iyi aç bir daha benden duyamayacaksın çünkü. Zaman ilerlese de eylüllere doğru ben her gelecek, her geçmiş ve şimdi yaşadığım eylül de bağıracağım gökyüzüne:
Ben Seni Çok Sevdim. Seviyorum. Seveceğim...

Ne yazsam ne söylesem yinede anlatamaz bendeki degerini!...
Ne yapsam sevgimi göstermeye az gelir..
Seninle yasamak icin ihtiyacim olan Nefesim,
Seni sevmek icin ihtiyacim olan Kalbim,
Hayatin tüm güzelliklerini "Seninle" görebilmek icin ihtiyacim olan gözlerim..
Sen benim
Tadim, Tuzum, Hayatimin anlami, Umudum ..
Kisacasi HerbiŞeyimsin !
Ötesi yok bunun MucizeM!
Iyiki Varsin!...

''belki'' dünyasında...
''keşke'' kokan havayı solurken...
''iyi ki'' dediğim tek nefesimsin...

Sevdayı gözlerinde tatdım ben

Neden bu kadar çok sevdirdin kendini yar ? Neden...Gittin ama hala içimde kanıyor adın.. Unuttun ama hala içimde kırılıyor hatıraların... Neden bu kadar çok sevdirdin kendini ? Adımı dudaklarına almazken, niye ben hala senin adınla başlıyorum sensiz sabahlara ? Niye ? Sen sevgimi pişmanlıklar tek tek yakarken, ben niye hala gülüşlerini katıyorum puslu yarınlarıma ? Niye.?. Senle başlayıp benle biten cümleler kur bana…


Gittiğin halde niye kanıyor kelimelerim ? Neden sevgili.? Sana ne yaptım ben ? Sana ne yaptım ki bu ayrılığı, bu sessizliği reva gördün bana ? Seni sevmekten başka ne yaptım sana ? Geleceğini mi çaldım, hayallerini mi kararttım..? Seni sevmekten öte, yüreğimi sana vermekten öte sana ne yaptım ki. ? Neden kadar sevdirdin kendini sevgili ? Neden ?

Ben bu satırları gözyaşımda tasdiklerken, sen sıradan bir yazıymışçasına yüreğinle susacaksın. Ahizeyi kaldırıp sesinden “ iyi misin “ cümlesini geçmeyecek bir merakı bile hak etmedim değil mi ? Hadi söyle…Ahizeyi kaldırıp bir iyi hal sormak bile bu kadar zor mu sevgili.. Aşk kelimeleri istemiyorum artık.. Sadece telefonda söylenilecek en küçük bir kelimeyi bile duymaya razıyım. Yeter ki senin yüreğinin sıcaklığını taşısın kelimeler..

Hiç gelmeyeceksin biliyorum..Sen olmayacaksın ama güneş hep sensiz inecek perdelerime. Baharlar gelecek avuçlarıma.. Ama hep sen bende kanayan yara olacaksın. Senden sonra hiç kimseyi sevmeyeceğim
. Hep senin gülüşünü anımsayacağım. Hep senin sözlerini..Sana ait bir şeyler arayacağım…Ama hep vazgeçeceğim. Seni hatırlatan kelimeler arayacağım satırlarında.. Hiç kimseyi sevmeyeceğim…Çünkü her insan da seni arayacağım..İşte bu yüzden, seni sensiz yaşatacağım….Sana söz sevgili, seni sensiz büyüteceğim sisi eksik olmayan sabahlarda..

Gittiğin günden beri gözümden tek bir gözyaşı akmadı…Kirpiklerimden akan sadece yüreğimdi.. Sensiz biten her gece yüreğimden bir parça koparıp kapına bıraktım..Bağırdım sensiz gecelere.. Seni bu kadar çok sevdiği için küfürler savurdum kendime.. Yerden yere vurdum kalbimi. Kör bıçaklar biledim yüreğimin senle başlayan kelimelerinde. Susmayı denedim bir de unutmayı..Ama hiçbir zaman ibi “ seni sevmiyorum “ diyemedim..Çünkü, ben seni unutmak için sevmedim ki…

Biliyorum gelmeyeceksin. Hayat boyu sensizlik duracak aramızda. Ellerimiz hep ayrı dağlara uzanacak, sırtlarımız hep ayrı duvarlara yaslanacak.. Ve biliyorum bu satırları okurken “ ben sana hiçbir zaman ait olmayacağım “ cümlelerini haykıracak yüreğinBiliyorum, sevdigim her kadın biraz sana benzeyecek. Gözlerinin içine baktığımda “ senin gözlerinin “ olmadığını görünce ölmeyeceğimi sanıyorsun…Offf lanet olsun ki senden bir daha yok ki.. Hiçbir zaman senin gözlerinde izleyemeyeceğim hayatı.. Hiçbir sabah senin sesinle uyanmayacağım. Hiçbir zaman omuzlarına başımı yaslayıp şiirler okuyamayacağım sana ….Kıyılarıma hep sensizlik vuracak…

Biliyor musun seni en çok akşamları özlüyorum. Karanlık odamın ışıklarında senin gözlerin olmalıydı. Akşam iş dönüşü demir kapıda sen karşılamalıydın beni, dört duvar yalnızlığı değil ! Yorulmuş bedenim senin gülüşünle dinlenmeliydi. Huzur kokan ellerinden içmeliydim bir yudum suyu, senin gözlerinde bilmeliydim gül kokulu mutluluğu…Ama işte yine sensizlik var perdelerimde…Uykularım darmadağın..Göz çukurlarım hep ıslak…Yollarım ise hep sana ırak…Söyle bana sevgili neden bu kadar sevdirdin kendini ? Neden

İçi Doldurulmamış Bir "Sevdanın" Boşluğunda




Yokluğun soğuk bir savaş gönlümde...
Seni beklemekten vazgeçiyorum.

Uzayan tutsaklığımda,dalgalanan esaret bayrağının altında,dökülen kanda boğuluyor gülüşlerim...

Üzerine çığ düşmüş beklentilerimin hareketsizliğinde,umutlarımı birbirine çatıp duruyorum.

Kalemimde ölü şairlerden hırsızlama harflerle,tekil cümleler kuruyorum acılarla uyumlu...



Saçlarımda kelepçesi hükümlü rüzgar...
Savruluyorum.

Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden...

Gün yüzünü dönerken geceye,düştüğüm tepelerine yeniden tırmanıyorum,
kendi mazoşist duygularımla...

Herkes uyurken düşlerine, ben sevilmediğimin altını çiziyorum, parantezi bol satır aralarında...

Çizdikçe çoğalıyor yalnızlığım.

Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden...

Senin için bir dalgınlık daha tutuyorum aklımdan...

Nikotine kesmiş verem kokulu odamda; (d)alıyorum bir fincan kahveyle sensizliği, kırk yıl kalasın diye hatırımda...

Hüzünlü yaz(g)ılar baskı kurarken sürgün yanlarıma,tenimde unuttuğun yangınlarda ısınıyor sözlerimin sahte sahipleri...

Oysa sana (k)aralamıştım tüm bildiklerimi...



Kararlı yürüyüşlerde ıslıkla çalınan marşlara eşlik etmiştim, aldırmadan tel örgülerin yırtıcılığına...

Yeni bir ülke kurar gibi anlatmıştım umutlarımı.
Şimdi kararlı adımlarıma yılgınlık dayatan sevdanın sus işaretiyim.

Kimse bilmez kederden kanayan,ağır yalnızlığımı...
"Acıların ağır abisi" demiştin bana.

Kim hesaplayabilir ki gönül kırıklarımın hacmini?

Kıldan ince hasretimin keskinliği ve atomdan ağır sevdamın yok edici yakıcılığında, bir ben biliyorum gecelerin bitimsiz uzunluğunu...


Yazmakla tamamlayamıyorum kendimi...
Bana bile kendini anlatamamış beni anlatıyorum sana.
Olur da anlam bulurum diye yüreğinde...
Anla(ya)mıyorsun.

Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum.

Sus-konuş vardiyalarında,sinsi ağrılar çörekleniyor göğsümün sol cenahına...

Ve duman çöküyor bu yüz duman...

İçimde ayaklanan en militan duygularımı kelepçelesem; bu aşk terörden kurtulur mu

Bu büyük yıkımdan ağrısız günler çıkarmı?
Çıkmazındayım işte!...


Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum.

Artık çek işvebaz bakışlarını gözlerimden...
Sesini sesimin üstüne koyma...


Ya öldür beni!
Ya da yaralı bırak seni sevmeler ülkesinde...

Vazgeçmekten başka işim kalmadı benim.



İçi doldurulmamış bir sevdanın boşluğunda seni kaybettim.
(d)arlandım.

Katı bir ES le bitti bu şarkı

Susuyorum.













H. Karadeniz

Ebedim...!

Sevdayı gözlerinde tatdım ben
Öyle bir sevdaki..

Her bakışın da bir kez daha seviyorum seni..

Her anım Allah'ıma Şükretmekle geçiyor
Seni bana verdiği için..

Nefesimm!!
Yüreğim!
Sevdiğimm!
Öyle çok seviyorum ki seni..
Bunu anlatmaya ne kelimeler,
Ne de cümleler yetiyor..

Sana bendeki gözlerini,sözlerini,ellerini,yüreğini,seni kelimelerin yettiği kadar anlatayım..

Gözlerin ,
Her an yaşama amacım.
Sözlerin,
Bıçak gibi
Canımı acıtmadan kazıyor kalbıme sevgini.
Ellerin,
En umutsuz en bitmiş halimde
Bana güç oluyor.
Yüreğin ise
Yüreğime ilaç!

Sen benim herşeyimsin..
Canımım canı
Kanayan yanımın ilacı
Ekmeğim suyum aşım..
Herşey...

Herşeydesin!!

Alev oldun yaktın gönlümü,
Mühür oldun bağladın kendine beni.

Artık senin kölenim!

Artık benim ömrümsün!

Ebedim!

Son nefesimi ellerini tutarak
Can vermeyi dilediğim tek kişi

Seni sonsuz seviyorum..



Parça Tesirli Sancılar Düşüyor Kalbime







"-susmak aşkın dilidir- "diyen sevgili konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var

Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime
düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk
ve aşklaştıkça kalp
daha çok parçalanıyor hayat
yaklaştıkça daha bir özlüyorum
kabul ediyorum,galibimsin
ve ben her şeyini savaş alanında bırakan
mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde..
tüm zaferlerimi sende yitirmişim
kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime
sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?..

çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere.. ve ben dönemezken kendime labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken, senden gayrısına yok,yokluğuna râm olmuşken,
susma ömrüm!...



yol kesil cehenneme...



keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım..
ne zaman geçmeye kalksam senden,
ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum..
uzanan elleri tutmuyorum..
yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi,
içini bırakmıyorum..
dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde
Yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar..
Sancılanıyorum sessizliğine
Tam vakti;
susturucu takılmışken yüreğime,
haykıramazken,
her kurşun içimi parçalarken,
infilak ederken isyanlarım sensizliğe,
ve akarken gözümden ırmak ırmak,
susma ömrüm!...




ateş kesil cehenneme...



tüm piyonlarım tükendi.
Elimde bir şah
nereye koysam kendine mat çekiyor..
Cemreler ihanet ediyor adına,
Aslı hükümsüz..
kendini bile ısıtmıyor..
adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına..
d-üşüyorum..
muhaciri değilim gayrı bu Arafın..
ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum..
kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına..
baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı
sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum
uğraşma aşk..!
kal(n)dıramazsın;
kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım..
bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı..
artçı sellere verirken sitemimi,
sana susarken,
ölüme susarken,
müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların
aşk için aşıkları ezip geçmişken,
susma ömrüm!...


şehâdet getir cinnetime...



öznesi sen olan bir ömre verdim adını,
ki ölüm yar olana kadar tek yar dediğim ol diye..
sana geldim, ölüme yar etme diye.
Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin..
Biliyorum aldırmıyorsun
Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına
Ve aslında aşktan korkuyorsun
Zulmetin sırtımda yama olurken yaralarıma

Hani olur da geldiğimde bir gün
kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,
her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer
ve el elini tutacaksa ellerin,
Elimde değil yanacağım


O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,
Sarmayacaksan,
Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,
Cennetten kovulmayı göze almayacaksan,
Bir sözüne çölde vaha gibi susarken
öyle umarsız susacaksan
sen de sus ömrüm!...


Sus!.. Sus ki, ölüm bana yar, ben ölüme YAR olayım

sen toprak kesil cesedime...


Alıntı...

Bir peri masali degilmis yasam...




Bir peri masali degilmis yasam...

Ama öyle anlattilar,öyle umutlandirdilar asirlarca bizi;filmler,masalllar,sarkilarla...Mutlu sonlara sartlandik daima..Kötülerin cezalandigi,iyilerin hep ödül aldigi..

Sevenlerin kavustugu,gerçek askin hep galip geldigi yasamlara hazirladilar!!!

Hangimiz kül kedisine öykünmedik ki daha üç bes yasinda?Hangimiz beyaz atli prens olup komsu kizini kaçirmadik ki rüyalarimizda?

OYUNLAR OYNADIK ÇOCUKLUGUMUZCA;ERISKIN YILLARIN PROVALARINDA...

Ama hep yanlis rollere ve yanlis öykülere sürüklendik sonra...Ve mutsuzluga...SONSUZ mutsuzluga...

Hep yanlis yerde,yanli zamanda ve yanlis insanla olduk;masallara inat,sarkilara tezat!!!En kötüsü de biz;biz olamadik...

Rollerimize uzak düstü gölgelerimiz.....

ALINTI

Devrik cümle..

 
Varlığın; özne...

Yokluğun; yüklem...

Sevdan; yüklemi öznesine kaçmış, devrik bir cümle...

Teferruatlarında kayboluyorum sevdanın; günbegün sadeliğinden uzaklaşarak... halbuki; iki kelime yeterdi sevdamı anlatmaya... ama; mecazlarında kaybolmayı seviyorum sevdanın... çünkü; çektikçe uzuyordu kelimelerim... çünkü; çektikçe biraz daha sen oluyordum... çektikçe yanımda beliriyordun sanki... bu yüzden seviyorum, teferruatlarında kaybolmayı sevdanın...

Ne zaman nadasa bıraksam yüreğimi, (sen)li arzularım üste çıkar..(sen)li düşüncelerim, (sen)li düşlerim, eksik olmaz yanımda... ve görüyorum alanen, (senli)liğin içinde ki, sensizliğin beni acizleştirdiğini ve daha da duygusallaştırdığını... nerede romantik bir film seyretsem, senli duygularım kabarıyor; ağlıyorum... ne zaman dondurmasını düşürdüğü için, ağlayan bir çocuk görsem; senli düşlerim beliriyor gözümün önünde, ağlıyorum... bakıyorum da; senli düşüncelerimin arasında durmadan, sensizliğe ağlıyorum... ve bir türlü nadasa bırakamıyorum yüreğimi...

“neden; aynaya her baktığında cevaplanabilen, ama sevdanın karşısında, tüm cevaplarını yitiren, yegane kelime...”

Sesin doldurdu karanlıkta ki boşluğumu... oysa ne çok yemin etmiştim, ne sözler vermiştim kendime; seni bir daha aramayacağım diye... seni sevdamla yaşatamıyorum ama, bu gidişle, bozduğum yeminlerle ölümüne sebeb olacağım..

Neden; bir türlü konuşamıyorum karşında?!..

Neden; cevap veremiyorum sorduğun sorulara?!..

Neden; yüreğimin kanayacağını bile bile arıyorım seni?!..

Yine mi düşüyorum boşluğuna?!.. Yine mi boşluğumda sarılıyorum sevdana?!..

“tedirgin oluyorum, her telefon çalışında; yine sen mi arıyorsun diye; ya onunlaykende ararsan, nasıl açıklarım; sesimizi bastıran sessizliğini!...”diyorsun...tedirginliğinle çarmıha gererek, senin için atan yüreğimi...

Şimdi anlıyorum; isa’nın kalbine giren okun eros’a ait olmadığını... oysa ne çok suçlamıştım o an onu; ölen bir adamın kalbine sevdanın oku saplanırmı diye... sanki ölümden sonra, aşk vardı; ölümden sonra sessizlik değil mi, herşeye rağmen suskunluk değil mi, insanın üzerine çöken diye...
Ne zaman kaybettim seni; ne zaman koptun dudaklarımdan?.. hayır!.. sormam gereken sorular bunlar değil... bunlar yanlış odaların kapılarını açıyor... ben seni ne zaman kazandım; geçmişte ya da eğer varsa, bir önce ki hayatımda, seni kazanma savaşına girdimmi?.. bunları sormam lazım kendime... yoksa, savaşta yanlışlıkla devresini vuran bir askermiydim...

Offf... kafam karışık sevgili... kelimelerim boş ve anlamsız... ruhum bulanık... aldırma sen bana sevgili...

Diyorum ya!

Teferrutlarında kayboluyorum sevdanın; günbegün uzaklaşarak sadeliğinden... ve sevdan; yüklemi öznesine karışmış, devrik bir cümle içimde...

Bırakıp Gitmek Yakışmazdı Sana !!


Sen yoksun…

Bırakıp gideli beni yalnız, hayli zaman oldu. Beklemenin beni sana yaklaştıracağını bilsem zor olmazdı elbet beklemek. Kim ister ki hep bekleyen olmak. Ayrılık acısı hiç sönmeyecek bir ateş gibi yüreğimi dağlıyor. Beni her gün bir öldürüyor, bir diriltiyor. Sen yokken seni düşünmek; bir gün apansız çıkıp geleceğinin ümidi de hafifletmeye yetmiyor, ayrılık acısının açtığı, sensizlik yarasını. Bu yara, geçen her saniye daha da büyüyor. Mumun alevi sönüyor, çocukların neşesi kayboluyormuşçasına eriyip gidiyorum zamanın demir dişlileri arasında.

Sen gitmişin…

Tıpkı sana ait bütün güzelliklerin beni terk ettiği gibi. Sana kavuşma ümidiyle ölümün gelip beni bulmasını bekliyorum. Bir ben kalmışım sanki koca dünyada. Yapayalnızım, kimsesiz bir sokak ortasında. Okyanusta yaşamaya mahkum yalnız bir balık, yahut oyuncağı elinden alınmış, dünyası yıkılmış küçük bir çocuk. Ağlamak getirir mi seni bana ki ağlayayım. Sesimi duyurmak çaresi var mıdır sana? Böyle bırakıp gitmek yakışmazdı sana.

Sen şimdi uzaklardasın…

Bir daha güler mi talih bana. Kim bilir ne zaman kavuşmak sana. Nedeni bilinmez gidişin uzaklara. Sevda yükü ne ağır, keşke hiç taşıtmasaydı Rabbim bunu bana. Seninle olmak hayal bir daha. Gülen gözlerin hayal meyal karşımda. Ellerim üşüyor şimdi oysa. Sen gittiğinden beri uzaklara.


Bende koLay bulunan sen! Sende hiç bulunamayan ben!

Gidenler çoktu ömrümde. Kalan olmayı seçmedi hiç kimse.

Gittiğin gibi kalacaktım

Gittiğine inanmayacaktım; sözcükleri dökerken gidenlerin ardından, yanımda büyüyen boşluklar inandırmayacak mıydı sanki yokluklarına?

Bir ölü uğurlamış gibi cenaze kalkıyor cüssemden. Hadi topla geride kalan her ne varsa diyor bir ses. Apar topar görünürdeki anıları paketliyor birileri. Duvardaki resimler çıkartılıyor ilkin, sonra şiirler yırtılıyor sonra yazılar yakılıyor defter defter; Benden kalkan bu cenazeyi bana hatırlatmamak adına bir bir gönderiliyor her şey ya bir çöp yığınında ya da bir dilenci kucağında bulmak üzere kendilerini;

En son bana dönüyor biri; hadi sen de topla diyor içini. Ağıtlarımı dilime döküp soruyorum;

Seni benden kim toplayabilir?

Ve kim söküp atabilir nefeslerime işlenmiş varlığını?

Bende kolay bulunan sen

Yazık

Sende hiç bulunamayan ben!




Ki biliyordum, kayıplığının bile bulunmuşluğu olamayacaktım, hep yitik kalacaktım.

Gülen yüzümün ardında paramparça oluşum sızmıyor el yüzüne. İçimde kalıyor parçalanmışlığım. Belki de bu yüzdendi cüssemden kalkan bu düğüm;

Sebebi sen bu ölümün;

Bilme! Konuşma!

Göm gitsin her ne varsa;


Bende kalan son ben! Varlığımdan bir burukluktur bu dilekçem;

Sebebi sen;

Bildiğim tüm kapıları yüzüme kapatıyorum. Çekiyorum kepenkleri. İyi bilirim ardım uçurum önüm intihar; Korkma! İyi bilirsin, tüm gemiler gitmek içindi ve tüm yollar gidişleri müjdeledi; Oysa
Düştü benim darağacım

Kendimi öldürüp seni yaşattığım;

Ki bir ateşle kavgaya düşenin hali kül olmaktan başka ne olabilir? Ve hangi kül parçalarından hiç usanmadan Simurglaşabilir?

Soru, artan sessizlikte artan sesiyle tekrarlanıyor;hadi sen de topla içini;Bedenimden kalkan bu ölümün ardından hiçbir şey kalmamalı geride; onlara göre; Ne varsa atılmalı veya yer bulmalı bir külün içinde. Belki ismim bile; Hadi beni benden toplayıp öldürsünler seni benden kim toplayabilir?

Sebebi sen bu ölümün;

Bildik bir son

Replikleri yıllar öncesinden yazılmış;

Oynadık bitti... Öldüm gitti;


Ansızın bir çığlık düştü musallama;

Seni benden toplamamak için kendimi topluyorum benden;

Sebebi ben bu ölümün;

Sebebi ben..


"Hoşçakal" ımı bırakıyorum yüreğine usulca..!

Gerektiği kadar sevilmeli sevgili ve gerektiği kadar verilmeli değer..

Aşk bilmecesinin en kısa sözcüğüdür "acı"..
Ya çekersin uzun uzadıya sancısını...
Ya da acı vererek sevgiliye,çıkartırsın acısını..


Kıyamadım...!

Sözcükler dizildi boğazıma bir bir..
Söylemek istedim,söyleyemedim..

Kıyamadım kıymetlim...!

Yutkundum...
Yutamadım...


Nefesimi zorlayan yerde,tam orda işte,kala kaldı sana dair söyleyeceğim tüm sözler..

"Ya haykırmalıyım tüm gücümle kulağına,ya boğulmalıyım sessizce.."

Artık saat ayrılığı vururken..
Bu kadar mı hızlı kovalardı akrebi yelkovan..
Bu kadar mı sona hızlı yaklaşacaktık..
Bir "elveda" sözcüğü can çekişiyor dilimde...
Bir çıksa ağzımdan,kendime gelecek tüm yaşamım..



"Sen" den ibaretti her şey..
"Sen" den sonrası bir adım sessizlik..
"Sen" den öncesi koca bir çığlık..



Kıymetlim...!

"Hoşçakal" ımı bırakıyorum yüreğine usulca..

Kıymetini bil..!

Alıntı...

.