| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

Yazılar

Peri Kızı

Gözlerinden damlayan her yığılı sancının sana kattığı onca acı ve acının sana vermiş olduğu bir sancı.

Sen ki; dünyayı önüne seren;
Sen ki yalnızlığıyla barışık olan;
Sen ki hayalleri için yaşayan. Nerdesin şimdi?

Şimdilerde yaşadığın, geçmişinin izlerinin seni sürüklediği bu dayanılmaz acı da ne?
Sen yüreğini bir parmaklığa kapatmış aydınlık yüzü olan! Nerelerdesin şimdi?

Kayıp mı edildin, kendin mi kayboldun?
Kaybolduğun yol da kim seni sürükledi bu dayanılmaz acıya.
Sevgiyle bütünleşen kalbini şimdi niye dikenler kaplamış,

Sen içindeki tüm sesleri havalandıran sonsuz güce sahip kız, şimdi nerede senin o sonsuzluğun?
Sonsuzluğu nerede kaybettin ve yokluğun nerede başladı?
Seni yalnızlığa iten neydi ki, sen bunca zamana rağmen kendini hiç oradan kurtarmadın?
Kurtaramadığın zamanların zamansız acılarla kaplı olduğunu niye bu kadar geç anladın?

Sana ait olduğunu bildiğin tüm yalnızlık tabularında şimdi neden boğuluyorsun?
Bu denizler senin sularındı, kendi sularında neden dibe batıyorsun?
Yoksa taş mı bağladılar bir daha çıkma diye?
Yoksa sürüklendin mi gelgitlerde?

Aşk senin için nerede başladı ve nerede bitti?
Dünya senin için ne zaman döndü ve ne ara durdu?
Yalnızlık ne zamandan beri sana böylesine düşman oldu?

Uyan artık uyan peri kızı!
Uyan; yoksa bir daha asla gözlerini açamayacaksın.
Uyan; yoksa kaybettiğin zamanı hiçbir zaman geri alamayacaksın.
Uyan; uyan ki, bu içindeki çimenlik tekrar kır çiçekleri açsın.
Uyan;

Uyan yoksa…
Olduğun yerde öylece kuruyacaksın…

Gel....Son Kez Göreyim Gözlerini



Gel son defa sarıl bana
Dönemem belki bir daha
Gidiyorum buralardan
Gidiyorum uzaklara..
Sığınacak bir liman olmalı uzaklarda
Söyleyecek tek bir sözüm yok
Ne olur beni anla
sadece
Gel SoN DefA SaRıL Bana...


Gel son defa...Ne olursun dalayım deniz mavisi gözlerine..Isınayım senin teninde..Son olsun ...Son kez ...Son kez bana bak..Gözlerime...Son kez gör sana olan sevgimi...Son kez ben susayım gözlerim anlatsın sana olan sevgimi...Son kez kelimeler anlamsız kalsın...Son kez hıçkırıklar takılsın boğazıma...Son kez sensizliğin hüznünü gömeyim içime..Son kez..Ne olursun son kez kaybolayım sende...Son kez diyorum ... Çünkü...

GİDİYORUM...


Gidiyorum uzaklara..Sensizliğin açık denizinde boğulmaya gidiyorum...Senin gözlerinin olmadığı bir yere Gidiyorum/Gerçi benim dünyamda her yer senin gözlerin ya ..Neyse...Gidiyorum...Gidiyorum sana ELVEDA diyemeden gidiyorum / gidiyorum uzaklara...Sensizliğin kayııp şehrinde HİÇlerin arasına karışmaya gidiyorum...Kıyısı olmayan denizlerde / gözlerinin mavisine karışmaya Gidiyorum..

Yarın yok artık...Yarın değil şimdi Gidiyorum...Sensizliğimi ertelemiycem artık..Sensizliğimi kabul edip gidiyorum..Ama halen içimde yokluğunun tortuları var..Halen ceplerimde aşk kırıntıların...

Gidiyorum...

Seninle aynı şehirde geçirdiğim bu son gecemde penceremin kıyısındayım..Senin olan bu şehre bakıyorum...Sokaklara ..Caddelere...Her yer ışıl ışıl...Oysa ben..Bende bu
şehirdeyim ama yalnızım...Sensizim...Korkuyorum bu şehirin ışıklarından...Seninle aynı şehirde son gecem...Son kez çekiyorum bu şehrin havasını içime...Son kez penceremin kenarında ağlıyorum belki geçersin die..

Gel Son kez göreyim gözlerini...Isıt beni bu şehirde ki son gecemde...

Gidiyorum...

Gel son defa sarıl bana
Dönemem belki bir daha
Gidiyorum buralardan...
Gidiyorum uzaklara...

Susmak En Büyük YaLnızLık.. [İstemeden Susuyorum..]

Bütün kelimelerim, tüm söyleneceklerim ve söylenmemişlerim suskunluğa bürünüyor karşında. İstesem de konuşamıyorum seninle. Susmaktan başka da bir şey de gelmiyor elimden. Susup gülümsemekten başka.. İçimde çığlığa dönüşmüşken söylenememişlerim, susturmak öylesine zor ki.. Bu sessizliğimde de anlarmısın beni yine?

Bugün yine geldim sana.. Yine konuşamadım. Oysa boğazımda düğümlenen ertelenmiş bütün sözcüklerim "keşke" lere sebep olacaklar, biliyorum. Günlerdir böyle oluyor zaten.. Tam dökülmek üzere iken kelimeler dilimden, susuyorum. Ardıma bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşıp gidiyorum.. Ya da uzaklaştığımı zannediyorum. Belki ardımda bıraktığım sen, en yakınım, en iyi bilenim, anlayanımsın.


Ne vakit seninle ilgili, bu çaresiz gidişinle ilgili bir şeyler düşse aklıma, kovalıyorum beynimin içinden. Hiç bir sesi dinlemiyorum. Ya da ürkekçe bir yerlere saklanıp, gizleniyorum. Gelip beni gizlendiğim yerlerden bulacağını bile bile..

Sen ardımda kalıyorsun ben yürüyorum. Hep geride kalanlar yalnızlığa mahkum olmuyor. Ben kendi yalnızlığıma, kendi yokluğuma, hiçliğime yürüyorum.

Artık kulaklarım sesleri duymaktan daha da yoksun, artık hangi kelimeye atsam elimi, hepsi birbirinden kırık, birbirinden yarım. Gözlerimse denizi, gökyüzünü eskisi kadar mavi görmüyor. Hani ne yapsan çıkmazdı denizin lekesi?

Hiç bir şey eskisi gibi değil. Her yeni gün birşeyler daha eksiliyor. Sen de gideceksin, sen de eksileceksin.. Ne bir dost doldurabilecek dünyamdaki yokluğunu, ne de bir sevda.. Issız kaldığımda kimselere sığınamayacağım. Korkularımdan daha bir korkar oldum. Sen de gidince ya unutursam gülmeyi? En büyük korkum da bu ya..

Sen gideceksin, ben yine susacağım. İçimdeki ses çığlık atarken ben yine bastıracağım. Son sözcüklerimi sen yine duymayacaksın. Sonra pişman olacağım "keşke" diyeceğim, "keşke söyleseydim"... "Belki anlayabilirdi beni, belki tanımlayamadıklarımı tanımlayabilirdi"..

Bütün sırlarımı, yaşanmışlıklarımı, yarım kalmışlıklarımı hiç düşünmeden paylaştım seninle. En umutsuz anlarımda bile sığındığım oldun. Küçük şımarık bir kız çocuğu gibi ufacık bir yara alsam sana şikayet ettim. Söylesene şimdi seni kime şikayet edeceğim?

Hiç sevmedim suskunlukları, biliyorsun..
Ama susmak zamanıdır şimdi.
Bazı şeyler var ki, dillenmiyor, söylenmiyor.. Söylenemiyor.
Sana gülümserken bile bir bulut çöküyor yüzüme adeta...
Farkediyorum ki, susmak en büyük yalnızlık..

Ayrılığın 160 Saniyesi

Kiz agliyor: Seviyorum seni, unutmadim ellerini
ama sevmeye mecbur degilsin beni
ya git de, yada kal
böyle yarim yasamak bu aski yoruyor beni

oglan catmis kaslarini susuyor

kiz agliyor : Duyuyormusun beni, anla sevgimi
herseyi sildim, yok ettim kötü günleri
sensizlik ölüm gibi
ya git de yada kal

oglan derin bir nefes cekiyor, elindeki telefonu kokluyor
gözleri hüzünle dolmus aglamakli oluyor
titreyen dudaklari zalimce -git- diyor
-sevmiyorum seni, rahat birak, arama beni-

kiz gözlerini kapatiyor derin bir nefes alip
duvara dayaniyor, tasiyamiyor aldigi cevabi
sanki dünyada azabi yasiyor

oglan öylece buruk bir simada
elini kalbine dayayip gözlerii sImsIkI yumuyor

kiz tekrar gözlerini yariliyor ve dudaklarina süzülen gözyaslariyla
telefona hafif bir öpücük konduruyor

oglan sessizce telefonu kokluyor, aglamiyor
ama icindeki aci gözlerini karartiyor
cekmeceden silahini cikariyor

kiz biseyler demek istiyor
fakat acisi kilit vuruyor diline

oglan silahi anlina dayiyor

kiz sessizce -seni cok seviyorum- diyor
oglan duymuyor, sessizce -seni cok seviyorum- diyor

kiz duymuyor, sadece agliyor

oglan isyan ederce bakiyor, coktan ölmüs gözleriyle

kiz can cekisiyor, titriyor elleri, umudu tükeniyor

kiz telefonun kapama tusuna basiyor oglan tetihe

ayriligin 160 saniyesi...............

●●●Ağlamıyorum artık halka açık mekânlarda..






●●●

Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım bu günlerde... Sadece susuyorum ve uzaktan izliyorum bir sevdanın hazin intiharını... Dirhem dirhem kan damlıyor açık yaralarımdan ve her damlada bir umut eksiliyor damarlarımdan...







●●●

Susmak yakıştı sanırım bana artık kimse yadırgamıyor beni ve suçlamıyor bir zalimi sevdiğim için... Beni unutanı unutamadığım için ayıplamıyor kimse... Yüzümde mutluluk denen maske dilimde yalandan sevda şarkıları ve hiç gelmeyecek güzel günleri beklermiş gibi yapıyorum...

●●●

Ağlamıyorum artık halka açık mekânlarda... Hiçbir çaba sarf etmiyorum sadece susuyorum... Herkes bir anlam katıyor susuşuma her kafadan bir ses çıkıyor... Kimileri “delirmiş bu” diyor kimileri “aklı başına gelmiş” kimileri “unuttu artık” diyor kimileri “ölsede unutamaz” ben ise sadece susuyorum...






●●●

Ne varsa yaşamak istediğim içimde yaşıyorum... Kimi zaman geceyi bekliyorum maskemi çıkarmak için kimi zaman bir deniz kıyısına atıyorum kendimi yada adını yolunu bilmediğim caddelere... Hüzünlerimle baş başa kalıyorum kendim olabilmek için acılarımla yüzleşiyorum... İçime akıttığım gözyaşlarını denize boşaltıyorum kimseler görmeden...

●●●

Yitirdiğim umutlarımın arkasında türküler yakıyorum kimsenin bilmediği... Giden sevgiliye şiirler okuyorum kafiyesiz beklide anlamsız yada benden başka kimsenin anlayamayacağı... Özlemlerimi özgür bırakıyorum salıveriyorum gökyüzüne belki özlediğime giderler kendilerini gösterirler ve tarif ederler özlenene nasıl özlendiğini ama nafile özlemlerimde dilsiz benim gibi onlarda suskun artık...

●●●

Eski ve kimsenin bilmediği yerlere sakladığım resimlere bakıyorum herkesin yaktığımı sandığı hatıralarla baş başa kalıyorum hatıralar da suskun ve bendeki resmin artık bana bakmıyor... Hasretlere kafa tutuyorum cesaretim yok aslında ve güçsüzüm karşısında ama dedim ya kendim olmak için mecburum buna...

●●●

Kendime bakıyorum uzaktan isyanlarım bile suspus olmuş kendi halinde... Hesap bile soramıyorum artık sevgiden... Birkaç soru var aslında dilimde neden severken onsuz oldum? Neden o onu sevmeyene gitti? Ölümüne sevilmek varken neden sevgi dilenmek istedi anlayışsız ellerden?

●●●


Pardon ama aşk iki kişilik değimliydi iki kişinin derdi neden bir bana yüklendi? Peki şimdi nerde neden unuttu her şeyi? Hanilerle devam eden ve uzayıp giden ama bir türlü sorulamayan sorulsa da cevaplanmayacak sorularım... Gece güne dönmek üzereyken takıyorum yine maskemi ve suskunluğumu geçiriyorum bedenime...


●●●

İnsan içine karışıyorum herkes gibi görünmeye çalışıyorum... Hüzünleri özlemleri gözyaşlarımı aldanışlarımı ve düş kırıklarımı saklıyorum kimsenin bilmediği yerlere... Unutmasam da unutmuş gibi yapıyorum... Ve yine suspus oluyorum...


●●●

Bilsin istemiyorum kimse içimde “keşkeler” ile başlayan isyanlar olduğunu anlasınlar istemiyorum görsünler istemiyorum acılarımı... Satır aralarına gizliyorum yaşamak isteyip te yaşayamadıklarımı konuşmak isteyip te anlatamadıklarımı... Sıradan cümleler kullanmaya dikkat ediyorum anlasın istemiyorum kimse gerçekte ne anlatmak istediğimi ne fırtınalar koptuğunu içimde ne hesaplaşmalar yaşadığımı kendimce bilsinler istemiyorum...

●●●


Söylenmemiş ve yaşanmamış o kadar çok şey var ki içimde sana dair hepsini suskunluğuma hapsediyorum satır aralarına gizliyorum sana söylemek istediklerimi... Bir bilsen bir anlayabilsen neler haykırıyor suskunluğum...
Anlamayacak olsan da ben yine susuyorum ve noktalıyorum cümlelerimi...






●●●
Maskem yüzümde gece güne dönmek üzereyken bende kalabalık yalnızlığıma feryatlar içindeki suskunluğuma ve sahte bana geri dönüyorum...
Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım sadece susuyorum…

●●●

Sana Akıyorum Aşk..

yine kapıLdım rüzgarına 'aşk'..
sürükLeniyorum seninLe beraber.. her gittiğin yere bende geliyorum peşinden..
gözüm görmüyor hiçbir şeyi.. akLım yerinde değiL sanki..
bu ben, 'ben' değiLim yine.. duymuyorum,görmüyorum senden başkasını 'aşk'..
sadece sürükLeniyorum ben de seninLe..


yine bir imkansızın ardından uLaşamayacağım hayaLLer yoLundayım..
eLim koLum bağLı sanki.. karşı koyamıyorum içimdekiLere..
her geçen gün daha da bağLanıyorum sana.. her geçen gün biraz daha hapsediyorsun beni kendine..


duruLmuyor DeLi YüreĞim..
yaşadıgı acıLardan der aLmak yerine daha büyük acıLara doğru gidiyor..
o hep en büyük acıyı çekiyor her biten sevdanın ardından..
ama akıLLanmıyor..
zoru seviyor..
imkansızı seviyor yüreğim..
boyundan büyük seviyor hep..

o yüzden hep acı çekiyor çekiyor..

şimdi yine kapıLdı gidiyor zorLu sevdaLara..

durduramıyorum..
aLıkoyamıyorum bu yüreği senden..

sana akıyorum AŞK!

her gün adım adım sana geLiyorum..




alıntıdır..

Kapı Önlerine, Pencere Aralarına Yetmiyor Bu sevda !

SensizLiğin resmini yırttım attım gönLümden..

Artık ne ismin var ne cismin..

İstediğin buydu ben oLdu-bitti'ye getirdim..

AcıLmamış sandıklarımı araLadım..

Aradım buLdum sana ait nakışLarımı..

Sandık LekeLeriyle İşlenmiş erguvanlar soLmuş,

Beyaz-sarı papatyalar süslemiş yerini..

Ciceklerini Artık koymuyorum suyuma..

Artık yetiştirmiyorum ve sevmiyorum erguvanları seni sevmedigim gibi..

Oysa ne cok severdim..

Papatyalar en güzeL rengiyle gönLümde senin uLaşamayacagın yerde..

Üşüdügümde beni saran yüregin olmayacak..

Gecelerde kasırga ürpertisinde uyanacagım..

Uzanacagım yüregine olmayacak bıraktıgım yerde..

EL oLmuşum ellerine..

Başka teni ısıtıyor sıcakLıgın..

Ezgiler yarım, NakaratLar diLsiz..

Artık pazartesiyi saLıya Calan, Karayı beyaza boyayan geceyi gündüze aglatmayacagım..

SaLıysa tam Salı yaşanacak hiçbirşey yarım kaLmayacak senden sonRa senden Önceki gibi..

Kapı önlerine, pencere araLarına yetmiyor bu sevda..

Kulak ardı fısıltıları duymuyorum sana dair..

Halı aLtına süpürdüğüm Tozlu Sevdamsın şimdi hic temize cıkmayan..

Kimsesizliğime düştün


Kimsesizliğime düştün

Yeşildi dünyam, Maviydi... Bir de kahverengiydi.

Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler...

Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının...
Sen;
Durgunluğuma düştün...
Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün;
Sudaki halkalar gibi.

Yeşildi dünyam,
Maviydi...
Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde! ..

Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar gibi iç içe yayıldı içimde...

Hoşgeldin, dedim.
Hoşgeldin sıcağım...
Hoşgeldin salıncağım!

Ve savruldu başım uzuun bir iple dalına bağlanmış gibi..
Savruldum;
Sendeen sana doğru!
Beni, sadece ürkek ceylanlar tanırken bir de çingene serçeler...
Ve ben, yalnız kuşlarla kavak yapraklarının sesini tanırken...
Sen;
Durgunluğuma düştün...
Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün;
Sudaki halkalar gibi.

Sen;
Sessizliğime düştün...
Sen;
Kimsesizliğime düştün...
Belki de onun için böyle büyüdün içimde;
Sudaki halkalar gibi!

Muammer Erkul

Satır Aralarına Ördüm Yokluğunun Sancılarını

“ Sen üzülme diye satır aralarına ördüm yokluğunun sancılarını. Duyup ağlama diye bir saçak altına sığınıp şimşek gürültülerinde yutkundum sensizliğin çığlıklarını. “

Yüreğinde bir bahar göremeden, kanayan yaralarımı iyileştirmeden çekip gittin. Gitmeliydin, hiçbir zaman dönmeyecek şekilde yüreğimde sana dair ne varsa alıp gittin. Gittin diyorum hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. Evet, bu cümleyi kurmamak için ne savaşlar verdim yüreğimin hücrelerinde bir bilsen. Seni üzmemek için acılarımda demlenmiş bu cümleyi hep erteledim dudaklarımdan. Yalnızlığında depreşen yaralarımı görme diye kalemi kırdım, ismini anan dudaklarıma kilit vurdum seni üzecek tek bir kelime söylemesin diye. Sen varken taze tomurcuklar açan kelimelerim yokluğunda paslansın istedim. Sen benim canımdın. Sana ve gözyaşlarına kıyamadım işte. Sana acı vermemek için yüreğimdeki “ senden ” kaçtım. Senin olduğun her yerden uzaklaştım. Hayattan, bu satırlardan kısacası her şeyden kaçtım unutmak için değil senin gidişini kendimden gizlemek için. Gitmelerini erteledim yüreğimin kıyılarında. Bitkisel hayata girmiş varlığını kendi soluğumla yaşatmak istedim. Soluğu tükenmiş bir cana “ canımı “ verircesine yokluğuna anlatan kelimelerden kaçtım..Canımdan canımı koparıp biraz daha varlığında gülümseyebilmek için kendimi seni hatırlatan kelimelerle avuttum. Kendimi “ yalnızlığımla “ aldattım. Gidişlerine kaç kuyruklu yalan uydurdum. Kaç kez kaçınılmaz bu gerçekle aynalarda yüzleşmekten korktum. Hiçbir zaman dillendiremedim senin gidişini hatırlatan kelimelerle. Ama yutkunamadım, dudaklarıma kilit vuramadım işte .” Hiçbir zaman yüreğime gelmemiştin sen. “. Gece olup herkes evine döndüğünde anladım senin bir daha dönmeyecek şekilde gittiğini. Gittin, hiçbir zaman geri gelmeyecektin….

Varlığındayken her gece aradığın vakitlerde ben hala sen ararsın diye seni bekledim sen kokan köşelerde. Seni bekledim hep. Seni beklerken karanlıklarla oyalandım biraz. Körebe oynadım zamanla. Kovalayan yalnızlıktı ben ise sana ve varlığına kaçan oldum. Hep yokluğuna ebe oldum bilmediğim oyunlarda.. Gözyaşlarımı avuç içlerimde saklayıp seni bekledim işte zamanın kör saatlerinde. Seni götüren tarihi alnımın ortasında bir mıh gibi çaktım. Ve hala gittiğin günde hala bıraktığın yerdeyim…Bir gün gelecekmişsin gibi seni bekliyorum sen kokan köşelerde….

Hatırlar mısın bilmiyorum. Senden önceki terk edişlerimi yazdım sana. Acılarımı katık yapıp aynı sofrada paylaşmadık mı seninle. Hüznün içinde umutsuz kaldığımda “ Pes etmeler bize göre değil, yılmakta öyle. Şimdi hadi tut ellerimden. Gir hadi yüreğimden içeri böyle hüzünlü olduğun zamanlar. Orada cennetten bir köşe var senin için. Kuşlar, çiçekler, kelebekler. Orada biraz mutluluk doldur yüreğine, huzur doldur. Sığınağın olsun orası, sığındığın. İçinde akan derede yıkan ve sıyrıl tüm acılarından. “ satırları geliyor dilimin ucuna. Yüreğim ise her satırında seni arıyor. Susup bakakalıyorum senden kalan tek hatıra bu satırlara..Huzur arıyorum gözlerindeki mutluluk ülkelerinin baharlarında. Sığınak arıyorum yalnızlığın ayazlarından kaçıp yüreğimi ısıtabileceğim. Seni arıyorum lakin yüreğimde bulamıyorum. Ruhum gitti derken yüreğim kabullenmiyor gidişine.. Ruhumla kalbim arasında tek başıma kaldım. Gittin mi yoksa giden sadece mevsimler miydi bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var ; yalnızlığında yetim, karanlıklarda sensiz kaldım…

Bu satırları yazarken annem ile kız kardeşim yan odada ben ise sessizce gözyaşlarımla sana akıyordum senin sırtınmış gibi yokluğunu hatırlatan duvarlara yaslanarak. Hiçbir zaman gelmeyecek olsan da imkânsızlığına bırakıyordum fakir kelimelerimi. Ağlıyordum, sesimi kimseler duymasın diye ağzımı ellerimle kapatıp ağlıyordum. Yüreğim gözyaşlarını giyinip sana ve yalnızlığa akıyordu kirpiklerimden. Biliyorum ki bu gözyaşlarım senin için. Kirpiklerimden akan her gözyaşına bir dua ekledim canım. “ Benim her ıslak gözyaşım sana umut dolu bir gülücük olarak dönsün “ duasını dudaklarıma ilmekleyip sana bıraktım ıslak gözyaşlarımı..Ve mektubu okurken ağlarsan dokunma gözyaşlarına, bırak aksın yüreğin satırlara, toprağa. Aksın ki ; susuz kalmış ceylanlar gözyaşlarınla beslensin.

Sen bu satırları okurken ben tek hayalimiz olan kızımıza “ sonbahar mektupları “ yazıyor olacağım. Gittiğin günün tarihini kaderime mühürleyip yalnızlığın demli çayından sensizliğini yudumlayacağım. Seni anacağım yıldızların karanlıklarla dansını izlerken. Ve yağmur yağarken yüreğine dokunacağım usulca.. Bir gün kavuşmamızın ahiretin güneşinde olacağını düşünerek ismini anacağım imkânsızlığın kör saatlerinde. Elinde yıldızlar, yüreğinde beni alarak gelmeyecek olsan da her zamanki gibi gecenin en dar vaktinde seni bekliyor olacağım..


Her kelimem yalnızlığa tutsak.
Her gülüşüm sana uzak.
Yüreğimle yüreğine dokunsam,
Gülüşün düşer haramın avuçlarına.
Gözyaşlarımı yüzüne bıraksam,
İmkânsızlık düşer hasret paydalarımıza.

Güneşler kurutmaz ıslak kirpiklerimizi.
Şarkılar avutmaz ikimizi de.
Gün gelir,
Gözlerimizden akan
Yaş olur ayrılığımız.
Gün gelir,
Yüreğimizi yakan
Yangın olur yalnızlığımız.
Gün gelir,
Yoklukta yüreğimizi dayandığımız sırt,
Uçurumlarda tutunduğumuz bir dal olur
İmkânsızlığımız.

Ve bir gün Cennetin köşelerinde
Sarıldığımız gül kokulu bir sevda olur
Islak gözyaşlarımız…..

Bu Bir Renk İhlâli...




Lal…
Kalbim lal
Gözüm lal
Sol yanım lal
Elimle koymuş gibi bulurum yüreğindeki hüznü
Gözbebeklerinde titreyen yalın korkuyu..
En az benim kadar ürküyorsun sen de
Mavi kubbeli limanlardan.

-
Hükümsüz tanrıların son yaratılarıyız biz
Unutulmuş ve talan yazılmış ömürlerin hükümranlarıyız
Sebepsiz, yasak ve sudan sebeplerle sevişip
Yüzümüzün mevsimlerinde saklarız ilk orgazmlarımızı
Ve yüzümüzde hep bir hasat zamanı…
Bir ******nin apış arası kadar işlek kalplerimiz
Masumiyet mabetlerimiz halka açılmış
Sevişmenin sevmekten geldiğini unutmuşuz.




Lal…
Kalbin lal..kalbim lal…
Sevdan yüreğimde bir kan gölü
Her şeyin her şeyden ayrıldığı yere gelip


.