| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

Yazılar arşiv 06.2008 Other entries in 2008-06 resimler , videolar

Küsmesin Kelimelerin N'olur...

Sustuğum anda ayaz asılan benim soğuk yalnızlığımdır...
Ve senin terkedilmişliğin aslında beni terketmekten duyduğum hüzündür...

Sen sanıyor musun ki her zaman terkedilen yalnız kalır?
Ve tüm dünya kimin umurunda söylesene sen olmadıktan sonra?
En son gözlerindeki ışıklara benzemiş ayparçasıydın. Şimdi güneş bile soğuk kalıyor varlığın karşısında.


Ellerimi tut. Ne olur üşüme.



Ben sustuğumda nefes al benim için.
Sessizliğin içinde yol alırken düşün.
Seni ne çok hayal ettim ben.
Kuşlar, arabalar, evren sessiz ağlıyor... Bensiz sensizliğe ne çok hayal ettim ben.
Ve ben gittiğimden beri bu şehirde en çok senin yokluğun hissediliyor.
En bilinmez kuyulardan seslendiğin kelimelerinde ruhumda yankılanıyorsun. Başkasının duymuyor olması kimin umurunda! Ben senin varlığın için nefes alıyorum. Ben yoksam sen var olmam için nefes almalısın.
Çünkü ben hâlâ senin için yazıyorum.
Ve aslında benim gidişim senin yoksulluğundur, iliklerime kadar çektiğim.
Ve inanıyorum ki terkeden de edilen kadar yalnız kalır...



Küsmesin kelimelerin... kızmasın bana
n'olur

ama ben aşıktım

Ama ben aşıktım...

Bütün uslanmazlığımla vardım, gönüllüydüm.
Acılarımı aşıladım kendime, yine ağladım...

Ama ben aşıktım...

Yüzünü özledim ama sesini gördüm bütün şımarıklığınla,
Sesini özledim kokun geldi doldu içime,
Gülüşünü özledim geldi sarıldı boynuma...

Ama ben aşıktım...

Anılarımı diz boyu çamurdan çıkardım yudum yıkadım,
Sonra astım zamanın hüzünlü ipine
Kurudu giyindim, bayramlık elbisesi gibi çocukluğumun
En ağır bu elbisem...

Ama ben aşıktım...

Nefesimizi paylaşırdık yalnız gecelerde
Yalnızdık, yalnızca nefesimiz vardı düşlerimizde
Cesedimizi bırakır giderdik sonra...

Ama ben aşıktım...

Fırtına bastırdı önce kalbimizde,
Deprem çıktı sonra gözlerimizde.
Fırtına savurdu bizi katıksız bir mahpusluğa,
Deprem vurdukça kaldık altında anıların, ezilip tükendik.
Sonrası zihin oyunları küçük aklımızla
Yıkıldık kaldık oracıkta...

Ama ben aşıktım...

Eski bir eskiciyim aslında bu eski dünyada
Sevgi aldım satamadım...
Ama ne güzeldi ne iyiydi, satmadım ben kullandım
Büyüdükçe büyüdü kalbime sığmaz oldu...

Ama ben aşıktım...

Kanı ellerimde şimdi, beynimdeki bütün resimlerimizin
Soyundum soyutluğunda o kırılganlığımı
Düşlerimi sorguluyorum şimdi kalbimin karakolunda
Güzelliğinin kokusu geliyor sonra köpek öldüren şarabımızda...

Ama ben aşıktım...

Uyandım su vurdum yüzüme,
Dün sabah gibi bu sabah da eksiktim yarım kalmış hayatımda,
Kaldığı yerden devam ediyordu eksikliğim.
Bilincim yerindeydi zamanın zehrini içerken
Ve
Her sabah işe giderken...

Ama ben aşıktım...

Önce cesedimle, ruhumu ayırdım birbirinden,
Sonra ruhumu alıp senin yanına geldim o gece
Sabaha kadar bekledim sen odada ben salonda
Sonra öpüp ayrıldım yanağından...

Ama ben aşıktım...

Anılarım misafirliğe geliyordu kovuyordum hepsini,
Sonra ben çağırıyordum yağmurlu havalarda onları
Gözlerim ıslanıyordu uğurluyordum nihayet
Yağmur diniyor toprak kokusu kalıyordu sonunda...

Ama ben aşıktım...

Çevirisi yanlış yapılmış bir hayat bu,
Ne başı ne sonu belli, izlemekle yetiniyoruz sadece
Bizlere neler getirmeden götüreceğini ömrümüzün
Ve
Biliyoruz
Her doğan güneşle biraz daha eskiyeceğimizi...

Ama ben aşıktım...

Sana aşık olduğumdan beri her sigaramı
Son sigarammış gibi çektim içime,
Sonmuş gibi her aşımı ekmeğimi yedim,
Kalbim son kez vuracakmış gibi,
Gözlerim son kez görecekmiş gibi baktım hep sana...

Ama ben aşıktım...

Dizlerime yatırırdım yokluğunu
Hep aynı masalı anlatırdım
Sevgiyle dinler bir daha isterdin
Yüzünde yokluğunun tebessümü belirirdi, ağlardım...

Ama ben aşıktım...

Ve gereğini yapıyordum aşkımın,
Seni kendimle aldatıyordum...
Susuyordum...

Ama ben aşıktım...

Bırakıldık...
Yalnızdık...
Çocuktuk oyuncağımızın elinde.
Yenildik...
Sobelendik hayatın eliyle...

öyle çok seviyorum ki...

Karşımdasın. Elimi uzatıp dokunabiliyorum sana. Ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin. Senden öte tanımladığım başka hiçbir şey yok. Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda. Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen... Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım. Tanrının bana armağanısın, ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım. Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var. Öyle gerçeksin ki...
Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen... Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası... Seni soluyorum, havadasın. Seni kokluyorum, doğadasın. Hele şimdi sonbaharsın. Ya da sonsuz bahar.



Seni yaşıyorum, canımdasın. Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak... Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak... Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak... Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...


Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem. Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim. Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile. O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...


Ah, sensiz kalmıyor muyum bazen yıkasım geliyor gördüğüm bütün duvarları. Ardında seni bulurum sanıyorum. Ne ayrı koyduysa bizi, zaman ya da yollar, bir kalemde silesim geliyor. Sana dokunmamı engelleyen ne varsa, bir kadehi yere çarpıp tuzla buz eder gibi parçalamak istiyorum. İsyanım taşıyor, kendi öfkemden korkuyorum. Ve kavuşmak... Bunu düşünmek içimde kırılmış bütün aynaları tamir ediyor. Mavi bir yağmur başlıyor, ıslanıyorum. Maviye boyanıyorum. Öyle özlüyorum ki...


Sen ol, hep ol, benimle ol, bende ol... Sendeyim ben, yüreğimi koydum yüreğinin üzerine. Aşk bu, başka isim arama. Hem de en koyu, en deli, en tutkulu... Öğreneceğim çok şey var sana dair. Bilmediğim çok şey var. Ama bir şeyi öyle iyi biliyorum ki... Seni öyle çok seviyorum ki...

Bu Gün İçimden Cenaze Kaldırdım..

Ve senmişsin,yıllarca,bir gölge gibi peşinden koşup kovaladığım,ne zaman uzanıp tutacak olsam kaybedip ağladığım.Hangi gün güneşle doğup,günle batarsa gözlerim aniden,senin sevginmiş meğer öylesine,ölürcesine aradığım…
Bir sonbahar yada ilkbahar gibi,tadına varamadığım,kimi zaman buz üşüdüğüm,kimi zaman ateş elimi vuramadığım.Zaman zaman olupta bir gonca gül misali kıyıpta koparamadığım…O deli sevdaymışsın her defasında,bir anlık gülümsemenle yaşadığım…

Denizler gibi çılgın,çağlayanlar gibi hırçın, ama hep korktuğum.
Silahlar gibi ateşli ama adı aşkın diye avunduğum.Ve sana ne olduğunu bilmeden vurulduğum.Bir gölge gibi olsanda,yüzünü göremesemde,hasretinmiş meğer savunduğum.Evet senmişsin aylarca,yollarca,acılarla aradığım…
Anladım ki,kapkara bir tren peşinde,garip bir yolcuyum.Bir bohça yüreğimde hep sensizlikle doldurduğum.Öyle bakma yüzüme kaderim,acırcasına,ne desen hoş bu saatten sonra.Bak,ben bir zalimin yüzünden aşk sarhoşuyum.Kurumadan döküldü,genç yaşımda yapraklarım,zaten bir kez olsun mutlulukla konan kuşlarla dolmadıki dallarım.Yada farzet beni,ben bir dağ başında,bir garip çınarım,sessiz ve sensiz,nedense uğrak yeri oldum tüm gömen kuşların…
Sözüm sana ey sevgili,ne olurdu gitmeseydin,aşkının ateşini,hasret rüzgarınla söndürmeseydin.Ölürmüydün sanki biraz daha sevebilseydin,kalbine sığdırıp ta,hayatında banada yer verseydin.İnci tanelerin mi dökülecekti bilmem,sildin alın yazını,veda bile etmeden gittin,üstelik eğipte başını.Hani söz vermiştik bir birimize,beraber yaşayacaktık aşkımızın,ömrümüzün yazını?
Neyse boşver,boşver bu deli kadını,unuttuğun yerde kalsın,bırak,ağzına bile alma adını.Hani sitemler ediyorum ya sana,hatta kahrediyorum ama biliyorum,zaman oluyor sızlatıyorum bir yanını.Her şey aynı diyorsun,anı kaldı herşey,değişen sadece zaman diye yazıyorsun,yazımmı kaldı benim? Bak halime,düşün,gör,herşey aynı ama zaman neler çaldı bilmiyorsun.
Ölürmüydün sanki,gitmseydin? Ölürmüydün biraz daha gayret etseydin? fedakarlık alnının akı olup,bir onur diye aşkımıza,canından can verseydin? Çok şeymi istiyorum bilmiyorum ama,benim sevgimi anladığın gün,işte o zaman sen kaybedeceksin….
Yalana gerek yok,tutmuyor şimdi titrek ellerim,
Tutmuyor dizlerim,ayakta zor durur bedenim.
Ne kadar gülmeye çalışsam,ben sahtekarım,
Aslı bu işte,bu gün içimden cenaze kaldırdım…

-Nası bilirsiniz kalbini?
-Hep çok sevdi.
-Nasıl bilirsiniz bu yüreğini?
-Sevdasına ancak yetti.
-Nasıl bilirsiniz gözlerini?
-Hep yaşları vardı.
-Nasıl bilirsiniz bu seveni?
-Mutluluğuna az kaldı….

İki Dudak Arası Uçurum

Yetim bir sevdanın yükünü heybeme bırakma,bu yükü omuzlarım kaldıramaz dedim,dinletemedim.Gidersen canım çok yanar,sevmelere küserim,senden değil kendimden geçerim diyen de,benden başkası değildi.Haklı çıktığım için üzgün,beni haklı çıkardığın için öfkeliyim.Ne mi oldu?






Canım yandı



Sevmelere küstüm



Kendimden geçtim



Senden asla



Kimse zorlamadı,seni sevmeyi ben istedim.Sonuçları ne olursa olsun yaşadıklarımı inkar edemedim.Çok yazdım,çok çabaladım seni sığdıracak ne bir cümle ne bir söz buldum.Aklıma her geldiğinde,yüreğim coştu, bazen kırgınlık bazen özlem bazen de aşk gibi kağıda damladın durdun. Anlatmalarımın ardı arkası kesilmedi,anlatılamayacak olanı anlatmak çabasıydı içimdeki hırs.Ne bir savaştı ne de bir kavga,benimkisi yarım kalmışlığına isyan eden bir aşkın dile gelişiydi.



Yaşadıklarımın anlatılacak bir yanı yok



İki dudağımın arası derin bir uçurum



Ne zaman anlamlı bir cümle kurmak istesem



Sözlerim boşluğa düşer,tıpkı düşlerim gibi



Dikiş tutmayacak bir yaranın ipliğiydim



Erken koptum,kanadım



Seni sevdiğimde küçük bir çocuktum,ki hala küçüğüm.Ben büyüdüğümün farkındayım da,yıllar 19 yaşı gösteriyor ondan mıdır bilmem etrafımdakiler beni hala çocuk sanıyor.Abarttığımı söyleyenler oluyor kimi zaman.Dünya dönüyormuş,hayat devam ediyormuş.Gidenler gidermiş kalanlar yeni sevdalarda çiçek olup açarmış.Ne kolay söylemesi diyor içimden bir ses.Ve yüreğim bir fısıltı bırakıyor kulaklarıma “ Dünya dursa o dönse olmaz mıydı sanki ”



Aşk üzerine yazılmış romanlar,ya ayrılıkları anlatır ya da sayfalara dar gelen büyük sevdaları.Sonunda üç noktanın esaretine uğramışsa aşk,bil ki o aşk aşktan sayılmaz.Öncesinde ya bir virgül tarafından yaralanmıştır ya da bir parentez içinde hücreye kapatılmıştır.Ne giden önemlidir,ne kalan.



Giden sen oldun bu romanda,kalan ise ben.İkimizin de bir değeri yok gördüğün gibi.Kalbi kırılanlar ile kalp kıranlar arasında geçen bir mücadele bu.Kalbi kırıklar hep haklıdır,kalp kıranlar hem haksız hem günahkardır.Vebalini sana yükledim bu aşkın,kaçsan da kurtulmak istesen de ömür boyu kara bir leke gibi taşımaya mecbursun bu günahı.


Bir hoşça kal lafından mahrum bıraktın,bana en çok bu dokunuyor


Ne kadar kızsam da,söylensem de,yüreğim sana dair kelimelerde huzur buluyor


Keşke Elveda deseydin giderken,inan aklım sende kalmazdı bu kadar...

susuyorsam sebebi vaR.!

Kimi Durumlarda Kapatmak Gerekir Gözleri..
Daha Çok Görebilmek İçin...
Ya Da Gitmek Gerekir..
Geri Dönebilmek İçin...

Susmak Gerekir Bazen..
Konusabilmek İçin...
Ve Kızdırmalıdır..
Belki De Daha Çok Sevebilmek İçin...
Kulaklari Kapatmalıdır..
Hep Duyabilmek İçin...

Diyorum Ki Uyumak Gerekir..
Uyanabilmek İçin...
Ölmek Gerekir..
Yeniden Doğabilmek İçin...

''Kaybetmek Gerekir Bazen..''
Bulabilmek İçin...
Bulunca......
''Ölümüne Sevebilmek İçin.......''

seni seviyorumm demeyi öğrenebilirmiyim


'yi sonsuzluktan almıştım.
E
'yi erdemden...
N
'yi naz ödünç vermişti,
İ
, içimden geldiği gibi, öylece yerleşivermişti yüreğime...
Bense bekliyorum.
Şaşkınım çünkü. Ne yapacağımı bilmeden öylece, yerime mıhlanmış,
duruyorum. Kımıldamıyorum, kımıldamayı düşünmüyorum bile; dedim ya
bekliyorum diye.

Bilmediğim bir yerlerde bir tılsım gizli besbelli; o yok olmasın diye
bu ürkek, korkak, tereddütlü halim, sonu gelmeyen beklemelerim.

Aslında böyle olmamalı. Ellerim bu kadar acemi, sesim bu kadar titrek, gözlerim bu kadar kaçak; olmamalı.
Yüreğim hepsinden öndeyken böyle, söze can veren sesim, susmamalı.
Böyle karmakarışık, cılız hatta yorgun hissetmemeliyim.
Biliyordum, derin bir solukla bir defada söylemeliyim.

S
'yi sabırdan almıştım.
E
'yi evrenden.
V
'yi vefa, vedadan önce davranıp vermişti.
İ
'yi ihanet sıkıştırmıştı araya.
Y
, yalnızlığın içinden hüzünle sıyrılıp yer bulmuştu yamacımda.
O
, ozanların dağarcığından uçup gelmişti erken bir sabah.
R
'yi karşımda görünce çoktan razı olmuştum.
U
, unutmanın sihrini mi sunmuştu ben böyle şaşkınken; bilmiyorum.
M
'yi mutluluktan aşırmıştım, gülümseyerek.

Öyleyse...
Şimdi tam zamanı değil mi?
Her şey bu kadar içimde, bu kadar hazırken, eksik olan ne?
Nedir beni tutan?
Korku mu?
Acemiliğim, utancım böyle kaçak dövüşmem; neden?
Zayıf mı hissedeceğim kendimi?
Ayıplanacak mıyım?
Garipsenecek miyim yoksa?
Anlaşılmayacak mıyım?
Duymak istemediğim sözler yüzünden kalbim mi kırılacak; yok mu sayılacağım?
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mı?
Ah, böyle olmamalı.
Öyleyse, öyleyse, sahi öğrenebilir miyim?
Sevgimi söyleyebilmeyi, öğrenebilir miyim?
O dünyanın en güzel cümlesini, gün içinde,
bir anda, çok derinlerden geldiğinde kendimde tutmayıp, bir defada...
Söyleyebilir miyim?

SABRETMEK

Daha yaşının küçük olmasına rağmen kendinden bir yaş küçük bir çocuğa aşık olmuştu.Onu o kadar çok seviyorduki onun yanından biran bile ayrılmak istemiyordu,artık onunla samimi bir arkadaşlık kurmuş ve onun ilgisini çekmeye başlamıştı.Onu sevdiğini sadece bir arkadaşı biliyordu ve çocuğun kimi sevdiğini öğrenmeye çalışıyordu.Günlerden bir gün en samimi arkadaşını sevdiğini öğrenince adeta dünyası başına yıkılmıştı.Biraz sonra sevdiği ile karşılaşan Zehra neye uğradığını şaşırmış ve arkadaşını sevdiğini bildiğini söylemişti,bunun üzerine Kerem senindebeni sevdiğini biliyorum demesiyle birlikte iyice korkan zehra o gün hiç dışarıya çıkammıştı.Kerem'i gördüğü ilk fırsatta ona sen duyduklarına inanma madem sevdiğin var onunla mutlu ol diyecekti.Ama bunu hiç söylemek istemiyordu.Onun için en büyük acı bu olmalıydı.Sevdiğinin sevdiği kişi Zehranın en samimi arkadaşı olmasıydı.Bunun üzerine kerem'in zehra'dan hoşlandığı zehraya söylenmişti.bunu duyan zehra adeta havalara uçuyordu.bir zaman sonra bunlar çıkmaya başlarmışlardı bir anda keremin zehradan nefret etdiğini duymuş ve kerem arkasına bile bakmadan zehrayı terk etmişti zehradan sonra bir başkası ile çıktığını düşünen zehra artık ondan nefret ettiğini sanıyordu ama aslında o hala keremi seviyordu.aradan uzun yıllar geçtikten sonra kerem yaptıklarından pişman olduğ için zehradan özür dilemişti zehra zorda olsa keremi affetmiş ve kerem utançla zehrayı sevdiğini söylemişti ve bunun üzerine zehra çok sevinmiş ama hiç olmamıştı ve sonunda kerem ile zehra evlenmişti(sabredin arkadaşlar)

KANLI ÇİFTLİK

Behram Bey, odanın içinde heyecan içinde

Oprt. Dr. Kaan'ın getireceği haberi bekliyordu.

Gidip geliyordu ,eli arkasında. Odaya bir hemşire

girdi, "hemşire hanım, Kaan Bey, ne zaman ame-

liyathaneden çıkar !" dedi..Hemşire, "bugün ancak

öğleden sonra gelebilir odasına, işiniz varsa görün

yoksa oturup bekleyin !" dedi..Odanın kapısı açıktı.

Bir koltuğa oturdu, masanın üstünde duran tıp

dergilerini karıştırmaya başladı. İlaç reklamları,

doktorların yazdığı makaleler, ve İngilizce bazı tıp

dergileri vardı. AIDS den nasıl korunalım diyen

duvarda çerçeveli yazı dikkatini çektmişti ,okuma -

ya başladı, sonra sıkıldı, pencereyi açıp dışarı baktı

Öğleye doğru, genç doktor odaya girdi..Yorgun

görünüyordu. "Yengen , ameliyata alındı mı ?"dedi..

Oprt.Dr.Kaan, tıp dilince birşeyler söyledi.

"Yahu, ben tıptan ne anlarım, şunu doğru dürüst

anlatsana !" dedi..

"Bak, arkadaşım, yengenin rahminde kist tespit

ettik, doku alınıp labaratuvarda incelenecek urun

habis mi değil mi olduğu belli olduktan sonra

tedavi ona göre yapılacak...Temenni etmem ya,

kanseli hücreye rastlarsak, kanserin diğer organ-

lara yayılıp yayılmadığı , hastalığın ne safhada

olduğu araştırılacak !"

"Peki, yavrumuzun durumu ?"

" Şey...! Üzgünüm , ama rahim içini kazıyaca-

ğımız için, yani daha açık konuşuyım, kürtaj yapa

cağımız için, bebeği de almak zorundayız....!"

"Bunun başka çaresi yok mu ? Gerekirse

tüm malımı ,hatta çiftliğimi satmaya razıyım

Kaan !"

"Amerika'da rahim kanserleri üzerinde araş-

tırma yapıldığını bir tıp dergisinde okudum, hatta

araştırmayı yapan ekipte bir de Türk doktor var-

mış...Ama, Amerika'ya gidersen, ne netice alırsın

hiç birşey söyleyemem....!"

Genç doktor, Behram Beye, acı hakikatı söy-

lemek istemiyordu. " Yengeye, geç kalınmış

diyecek oluyor, zaten kalbi zayıf olan adamın bu

acıya dayanamayacağından endişe ediyordu.

* * * *

Ayşe hanım, " bey , hastaneden çıkar beni,

ne yemeklerine alışabildim ne de ilaç kokusuna,

öleceksem, evimde ölüyüm !" dedi..

Behram Bey, gülümsedi, " Kim demiş ölecek

sin diye...! Turp gibisin...! Ameliyat oldun, o kadar

halsizlik olur ! Eline bir diken batıyor da, canın

acıyor, eee, bu da bıçak yarası !" diye genç karısını

teselli etmeye çalışıyordu.

" Bebeğimizi de kaybettik !"

"Canın sağ olsun, daha genciz, çocuğumuz

olur yine..."

O gün öğleden sonra hastaneden taburcu

edildi, Hasan, cipi getirmişti, hastanenin bahçesine.

Behram Bey, koluna girdi, cipe kadar götürdü.

Hasan'a " Yengen cipte otursun, ben Dr.

arkadaşıma bir Allaha ısmarladık deyip, gelirim

Opr. Dr.Kaan 'la asönser çıkışında karşılaştı, o

yukarı çıkmak için, asönser bekliyordu.

"Kaan'cığım, seni bir hayli yorduk, kusurumuza

bakma !" dedi..

Genç doktor, yutkundu, " geçmiş olsun !" dedi..

"Yine bir sıkıntınız olursa, beklerim, annemin de

selamı var..."

Sonra ayrıldılar. Behram Bey, "Şu Kaan çok

içli bir çocuk ! "diye söylendi." Doktorları duygusuz

sanırdım, onu görünce, yanıldığımı anladım "

* * * *

Ayşe hanım, yatağını pencerenin yanına çektirdi.

Evin işlerini Hasan'ın karısı yapıyordu. Evi süpürü-

yor, bulaşıkları yıkıyor, yemekleri yapıyor, sonra

evine gidiyordu.

Ayşe hanım, " Sağol kızım ! Allah ne muradın

varsa versin !" diye yataktan kalkamadığı için

gülümseyerek onun arkasından bakıyordu.

Gülbahar"Abla, senin bize gösterdiğin yakınlık

her şeye değer...Kocam da ben de, beyden de sen-

den de çok memnunuz...! Allah, tez zamanda iyi-

leştirir inşallah !" diye kapıyı çekip çıkıyordu evden

* * * *

Gülbahar, gece ağrıdan uyuyamıyor, Behram Bey

kasabadan bir sıhhıyenin eline birkaç kuruş vererek

acılarını dindirmek için, ağrı kesici iğne yaptırıyordu

Bazı geceler, karyolanın yanına bir sandalye atarak

karısının baş ucunda beklerken, uyuya kalıyordu.

Zavallı kadın, durmadan kilo kaybediyordu, aldığı

ilaçlar yüzünden başındaki saçlar dökülmeye baş-

lamış, bere ile kapatmaya çalışıyordu...O güzelim

kadından geriye kuru bir iskelet kalmıştı sanki...

Artık, tuvalete kadar gidecek bir gücü bile yoktu....

Gülbahar,"Bey, Allah'ın gücüne gitmesin ya, hep

iyileri alıyor, dün gece , çok kötü bir rüya gördüm

Ayşe hanımın koynuna, boz bir yılan girdi, ter içinde

uyandım...Seni uyandırmaya kıyamadım...Galiba

hanımım gidici...!" dedi..

"Ağzından yel alsın, bey de çok yaşamaz !

Biliyorsun, iki kere kalp krizi geçirmiş....!"

" Ben, evi süpürüyüm de, ablayı bir

yoklayım...! Beyin, kirli gömlekleri varsa ,

makinada yıkayım...! Yemek yapıyım ! Sen de

atlara tımar yaptıktan sonra oraya gel...!"

" Kahya, kasabada benim arkamdan atıp

tutuyormuş...Derviş Bey, yanına almış iti...! Onun

ne biçim adam olduğunu bilmiyor, şeytane papucu-

nu ters giydirir...Şoförü de yanına alacakmış ..."

"Elin lafına bakma Hasan'ım ! El nalına da vurur

mıhına da...!"










.