| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Gökhan'ın Hikayeler Dünyası!!!

GİTMEK VE KALMAK(ALINTIDIR)

Gitmek & Kalmak


Aslında çokça zaman düşünüp çareler üretemediğim, bir çok insandan az-çok sezdiğim kaçış ibareleri yatıyordu evimin avlusunda. Lafı gevelemeye gerek yok. Kesin olan tek şey fosforlu yalnızlığım! Çığlık atan duvarlar, bağırışan tablolar, uğuldaşan koridorlar ve tik-tak sesiyle ruh hastası olmamı sağlayan saatler şahit bu duyguya… Kalmaya mecalim kalmadı artık. Öyleyse zamanından evvel gitmek gerek istenmeyen beklentilere. Bak bir yolculuğun daha eşiğinde duruyorum diyorum kendime. Ama bu sefer sevgiliye ya da umuda değil, kaçınılmaz sona gidiyorum nihayetinde. Gece yarısı treninde biletim bile hazır. Işıklar söndüğünde, ay geceye küstüğünde gideceğim bu şehirden… Dönmesem de izlerim boğaza nazır bir hayal tepesinden olanları, olayları ve olacakları. Bir kırılma noktası değil bu! Sadece endamlı bir gidiş var çarkların dengesini sarsmayacak. Ama yine de birkaç çift gözden ufak tuzlu tanecikler damlayacak. E ben ne yapayım!? Kalamıyorum işte!! O yüzden de gidiyorum… Aslına bakarsan kalmak için hala bir el bekliyorum. Ömür boyu beklesem de uzanmayacak o el, artık biliyorum. Diyarlar dolaştım, bir tek deve bile güdemedim diye kızıyorum kendime. …Ve ben yaz arefesinde, soğuk karlı dağların yolunu tutuyorum. Ne O!? Yoksa ağlıyor muyum? Gözlerime hükmedemiyor muyum yoksa? Sanki artık çok da umurumda! Kendime ve kendimce kendime ait olan satırlara huzurlarınızda son bir elveda çakıyorum ‘‘ Beyaz gelmedim ama siyah da gitmiyorum! Kara görünse de karalar bağlamıyorum. Sabret! Birkaç saat daha bekle. Geliyorum..! ’’


Zamanlar arasında sıkışıp kalan illet bir heves uyanıyor ruhumda. Gidişim suskun oldu, dönüşüm ondan daha sessiz. Gitmek mi hata kalmak mı acaba? Pes etti demesinler diye kalmak, bokun içine gömüldü demesinler diye gitmek var aklımın huzurunda. Aslında bu şehir ya da insanlar değil beni bağlayan. Artçı sarsıntıların orta dereceli şizofren haykırışları var tereddütlü gözlerle ağlayan. Giden durgun, kalan kocaman bir yalan. Giden mecbur, kalan talan! Kalandır, giden her zaman haklıdır diye yıkılan. En nihayetinde suskun deliller kalır geceye mahsus cinayetleri karalayan. Dedim ya... Giden yorgun, çaresiz. Cinayet silahındaki parmak izi kadar eşsiz. Kalan sessiz, matemsiz, ibaresiz, ihanetsiz... Her gün batımını kendine Azrail yapan bir densiz..!

UYU GÜZEL KIZ BU AŞKI ÖRÜLEN DUVARLARIN İÇİNE GÖM (ALINTIDIR,ARZUMA ÇOK TŞKLER)

Uyu Güzel Kız Bu Aşkı Örülen Duvarların İçine Göm…


Sokaklara bir ad verdim her adı bir tat olup kaldı damağımda. Bir yüreğim Mardin de kaldı uçsuz bucaksız virane…

Sokaklarına ayak izim , kahkahalarım , koşuşturmalarım ve yorulduğumda oturduğum kaldırımlar iz bıraktı. Sanki üzgün bir insan suretiydi takip ettiğim.

Güzel Türkiye’min güzel Mardin’i…Kim üzdü seni böyle? Kim güzel masum çocuklarını öksüz bırakıp eğdi ayaklarımıza ? Bir kalem ve kağıt için insanların neden okumaya muhtaç kaldı ? Yoksa bizim ön yüzü çizilmiş , yazılmış ama arka yüzü pırıl pırıl kağıtları çöpe atmaya kıyar mıydık ? Şimdi daha yeni yeni büyüdüğümü hissediyorum yüzüne baktıkça.

Hey gidi kültürleri kaynaştıran merdivenli şehir sana aşık olmak bu kadar ağır mı ? Hani temiz caddelerinde oynayan huysuz çocukların ? Hepsi neden böyle erken büyümüş ? Bizler daha gerçekleri yaşamda yeni kabullenmeye başlamışken sen nasıl olgunlaştırdın bu kadar insanı ?

Sıcak bir gülümsemeyle karşılandığım sen ve insanların arasından yüzüne bakamadan dönüyorum bir avuç güneş batımının mirasıyla. Uzunca örülmüş duvarlar ve sıkıca kapanan kapılar ardında neler var miras bıraktığın bilmiyorum. Her bir taşına sevda , özlem eklenen taşların bakışları ya…Üşümeye başlıyorum o koca taşların soğuğunda.

Karanlık çok güzel düşüyor göz bebeklerime sana baktıkça. Bir deli fırtına sana sarılarak sarmaş dolaş yatıyorum uzun bir sedirin üstünde. Hüzünlü bir bahar havasında askerimin gözleri , küskün , endişe dolu. Seni düşünüyorum suskun yüreğimde…

Söylesene güzel şehir , bir konuşsana benimle sana aşık olmak bu kadar ağır mı ? Ben mutluluğun resmini yapamadım Abidin ? Ne çizebildim ne yazabildim. Kaldı elimde iki taşın birazda toprağın bir de iki üç çocuktan aldığım güzellik papatyası. Onlarda çantamda bakmaya kıyamadım.

Şimdi yorgun bir günü kucaklama zamanı . Uyu güzel kız bu aşkı örülen duvarların içine göm…



 

YAĞMUR

Yağmur


Bir nisan akşamüstü gök parladı
Bir şeylere kızarcasına ,hakırırcasına.
O gün yağmur bile ağlamak istedi
Kalmak istemedi bu şehirde

Bu şehir karanlık,bu şehir yalnız,bu şehir aşk
Kokabildiğine toprak kokuyordu bu nisan ayında
Anlamsız kaçmalar, kusursuz aşklar ve yalanlar
Ne üzeriene kurulduğu bilinmedik yaşamlar.

Şimdi bir nisan yağmuru olup gidiyorum buralardan
İstersen sizde takılın bulutlarıma
Beraber bulalım güneşi
Yalan gülümsemelerden uzak gerçek yağmurlara
Alabildiğine aşık alabildiğine cesur
Artık yağma yağmur güneş şimdi doğar
Yeni bir güne ışık saçarak.

 

MERHABALAR ARKADAŞLAR :)

ARKADAŞLAR ÖNCELİKLE HEPİNİZE KUCAK DOLUSU  SELAMLAR UZUN Bİ SÜREDİR BLOĞUMLA İLGİLENEMİYORDUM AMA BU SAAT İTİBARİYLE FAZLASIYLA AKTİF OLACAĞIM BEN VE SİZLERDE BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ.

SULTAN

                   

              SULTAN

Gönüllerde bi şarkı ile başladı sevdalar

ağlamaklı gözlere anlatmış bakışlarıan

sevdalarını aşklarını bakışlarını gizlemiş

kraliçe olmsada sultan olmuş bu hayatta

Gülüşüyle bağlamış sevdiklerini kendine

Belki benim gibi aşık olamamış birilerine

Ama gözlerindeki o umut o aşk ve sevda Sultan

ettirmiş kendini onu sevemeyi gizleynlere

Şimdi anlatoyorum sultanlar sultanı güzeller güzeli

arkadaşıma umarm bi ömür boyu mutlu olursıun kendi imparatorluğunda 

 

İMGE

Bir bahar sabağında çıktı karşıma

Gözlerindeki o ışık varya o bile yetti beni sarmasına

Ardındaki sevdalar artık yoktu sevinçti ,aşktı çocuktu İMGE

Beklenilen,sevgiye aç doğmamış bir bebekti İMGE

Hasret ona olan uzaklıktan çok onu yakan güneşin kendisiydi

İmge benim gökkuşağım onun ise yeganesiydi

Şimdi daha iyi anlıyorum bu duyguların kendi yaşamımda canlanmasını

İmge artık doğmuştu ve adını annesi koymuştu

Umut,sevda ve aşk bi zincirse İmgede onu saran düğümleyendi.

Bende seviyorum artık doğruyu bende görüyorum  

Aşk değil biliyorum ama inadına büyütüyorum İmge bebeği

Küsmesin Kelimelerin N'olur...

Sustuğum anda ayaz asılan benim soğuk yalnızlığımdır...
Ve senin terkedilmişliğin aslında beni terketmekten duyduğum hüzündür...

Sen sanıyor musun ki her zaman terkedilen yalnız kalır?
Ve tüm dünya kimin umurunda söylesene sen olmadıktan sonra?
En son gözlerindeki ışıklara benzemiş ayparçasıydın. Şimdi güneş bile soğuk kalıyor varlığın karşısında.


Ellerimi tut. Ne olur üşüme.



Ben sustuğumda nefes al benim için.
Sessizliğin içinde yol alırken düşün.
Seni ne çok hayal ettim ben.
Kuşlar, arabalar, evren sessiz ağlıyor... Bensiz sensizliğe ne çok hayal ettim ben.
Ve ben gittiğimden beri bu şehirde en çok senin yokluğun hissediliyor.
En bilinmez kuyulardan seslendiğin kelimelerinde ruhumda yankılanıyorsun. Başkasının duymuyor olması kimin umurunda! Ben senin varlığın için nefes alıyorum. Ben yoksam sen var olmam için nefes almalısın.
Çünkü ben hâlâ senin için yazıyorum.
Ve aslında benim gidişim senin yoksulluğundur, iliklerime kadar çektiğim.
Ve inanıyorum ki terkeden de edilen kadar yalnız kalır...



Küsmesin kelimelerin... kızmasın bana
n'olur

ama ben aşıktım

Ama ben aşıktım...

Bütün uslanmazlığımla vardım, gönüllüydüm.
Acılarımı aşıladım kendime, yine ağladım...

Ama ben aşıktım...

Yüzünü özledim ama sesini gördüm bütün şımarıklığınla,
Sesini özledim kokun geldi doldu içime,
Gülüşünü özledim geldi sarıldı boynuma...

Ama ben aşıktım...

Anılarımı diz boyu çamurdan çıkardım yudum yıkadım,
Sonra astım zamanın hüzünlü ipine
Kurudu giyindim, bayramlık elbisesi gibi çocukluğumun
En ağır bu elbisem...

Ama ben aşıktım...

Nefesimizi paylaşırdık yalnız gecelerde
Yalnızdık, yalnızca nefesimiz vardı düşlerimizde
Cesedimizi bırakır giderdik sonra...

Ama ben aşıktım...

Fırtına bastırdı önce kalbimizde,
Deprem çıktı sonra gözlerimizde.
Fırtına savurdu bizi katıksız bir mahpusluğa,
Deprem vurdukça kaldık altında anıların, ezilip tükendik.
Sonrası zihin oyunları küçük aklımızla
Yıkıldık kaldık oracıkta...

Ama ben aşıktım...

Eski bir eskiciyim aslında bu eski dünyada
Sevgi aldım satamadım...
Ama ne güzeldi ne iyiydi, satmadım ben kullandım
Büyüdükçe büyüdü kalbime sığmaz oldu...

Ama ben aşıktım...

Kanı ellerimde şimdi, beynimdeki bütün resimlerimizin
Soyundum soyutluğunda o kırılganlığımı
Düşlerimi sorguluyorum şimdi kalbimin karakolunda
Güzelliğinin kokusu geliyor sonra köpek öldüren şarabımızda...

Ama ben aşıktım...

Uyandım su vurdum yüzüme,
Dün sabah gibi bu sabah da eksiktim yarım kalmış hayatımda,
Kaldığı yerden devam ediyordu eksikliğim.
Bilincim yerindeydi zamanın zehrini içerken
Ve
Her sabah işe giderken...

Ama ben aşıktım...

Önce cesedimle, ruhumu ayırdım birbirinden,
Sonra ruhumu alıp senin yanına geldim o gece
Sabaha kadar bekledim sen odada ben salonda
Sonra öpüp ayrıldım yanağından...

Ama ben aşıktım...

Anılarım misafirliğe geliyordu kovuyordum hepsini,
Sonra ben çağırıyordum yağmurlu havalarda onları
Gözlerim ıslanıyordu uğurluyordum nihayet
Yağmur diniyor toprak kokusu kalıyordu sonunda...

Ama ben aşıktım...

Çevirisi yanlış yapılmış bir hayat bu,
Ne başı ne sonu belli, izlemekle yetiniyoruz sadece
Bizlere neler getirmeden götüreceğini ömrümüzün
Ve
Biliyoruz
Her doğan güneşle biraz daha eskiyeceğimizi...

Ama ben aşıktım...

Sana aşık olduğumdan beri her sigaramı
Son sigarammış gibi çektim içime,
Sonmuş gibi her aşımı ekmeğimi yedim,
Kalbim son kez vuracakmış gibi,
Gözlerim son kez görecekmiş gibi baktım hep sana...

Ama ben aşıktım...

Dizlerime yatırırdım yokluğunu
Hep aynı masalı anlatırdım
Sevgiyle dinler bir daha isterdin
Yüzünde yokluğunun tebessümü belirirdi, ağlardım...

Ama ben aşıktım...

Ve gereğini yapıyordum aşkımın,
Seni kendimle aldatıyordum...
Susuyordum...

Ama ben aşıktım...

Bırakıldık...
Yalnızdık...
Çocuktuk oyuncağımızın elinde.
Yenildik...
Sobelendik hayatın eliyle...

öyle çok seviyorum ki...

Karşımdasın. Elimi uzatıp dokunabiliyorum sana. Ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin. Senden öte tanımladığım başka hiçbir şey yok. Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda. Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen... Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım. Tanrının bana armağanısın, ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım. Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var. Öyle gerçeksin ki...
Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen... Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası... Seni soluyorum, havadasın. Seni kokluyorum, doğadasın. Hele şimdi sonbaharsın. Ya da sonsuz bahar.



Seni yaşıyorum, canımdasın. Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak... Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak... Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak... Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...


Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem. Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim. Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile. O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...


Ah, sensiz kalmıyor muyum bazen yıkasım geliyor gördüğüm bütün duvarları. Ardında seni bulurum sanıyorum. Ne ayrı koyduysa bizi, zaman ya da yollar, bir kalemde silesim geliyor. Sana dokunmamı engelleyen ne varsa, bir kadehi yere çarpıp tuzla buz eder gibi parçalamak istiyorum. İsyanım taşıyor, kendi öfkemden korkuyorum. Ve kavuşmak... Bunu düşünmek içimde kırılmış bütün aynaları tamir ediyor. Mavi bir yağmur başlıyor, ıslanıyorum. Maviye boyanıyorum. Öyle özlüyorum ki...


Sen ol, hep ol, benimle ol, bende ol... Sendeyim ben, yüreğimi koydum yüreğinin üzerine. Aşk bu, başka isim arama. Hem de en koyu, en deli, en tutkulu... Öğreneceğim çok şey var sana dair. Bilmediğim çok şey var. Ama bir şeyi öyle iyi biliyorum ki... Seni öyle çok seviyorum ki...

Bu Gün İçimden Cenaze Kaldırdım..

Ve senmişsin,yıllarca,bir gölge gibi peşinden koşup kovaladığım,ne zaman uzanıp tutacak olsam kaybedip ağladığım.Hangi gün güneşle doğup,günle batarsa gözlerim aniden,senin sevginmiş meğer öylesine,ölürcesine aradığım…
Bir sonbahar yada ilkbahar gibi,tadına varamadığım,kimi zaman buz üşüdüğüm,kimi zaman ateş elimi vuramadığım.Zaman zaman olupta bir gonca gül misali kıyıpta koparamadığım…O deli sevdaymışsın her defasında,bir anlık gülümsemenle yaşadığım…

Denizler gibi çılgın,çağlayanlar gibi hırçın, ama hep korktuğum.
Silahlar gibi ateşli ama adı aşkın diye avunduğum.Ve sana ne olduğunu bilmeden vurulduğum.Bir gölge gibi olsanda,yüzünü göremesemde,hasretinmiş meğer savunduğum.Evet senmişsin aylarca,yollarca,acılarla aradığım…
Anladım ki,kapkara bir tren peşinde,garip bir yolcuyum.Bir bohça yüreğimde hep sensizlikle doldurduğum.Öyle bakma yüzüme kaderim,acırcasına,ne desen hoş bu saatten sonra.Bak,ben bir zalimin yüzünden aşk sarhoşuyum.Kurumadan döküldü,genç yaşımda yapraklarım,zaten bir kez olsun mutlulukla konan kuşlarla dolmadıki dallarım.Yada farzet beni,ben bir dağ başında,bir garip çınarım,sessiz ve sensiz,nedense uğrak yeri oldum tüm gömen kuşların…
Sözüm sana ey sevgili,ne olurdu gitmeseydin,aşkının ateşini,hasret rüzgarınla söndürmeseydin.Ölürmüydün sanki biraz daha sevebilseydin,kalbine sığdırıp ta,hayatında banada yer verseydin.İnci tanelerin mi dökülecekti bilmem,sildin alın yazını,veda bile etmeden gittin,üstelik eğipte başını.Hani söz vermiştik bir birimize,beraber yaşayacaktık aşkımızın,ömrümüzün yazını?
Neyse boşver,boşver bu deli kadını,unuttuğun yerde kalsın,bırak,ağzına bile alma adını.Hani sitemler ediyorum ya sana,hatta kahrediyorum ama biliyorum,zaman oluyor sızlatıyorum bir yanını.Her şey aynı diyorsun,anı kaldı herşey,değişen sadece zaman diye yazıyorsun,yazımmı kaldı benim? Bak halime,düşün,gör,herşey aynı ama zaman neler çaldı bilmiyorsun.
Ölürmüydün sanki,gitmseydin? Ölürmüydün biraz daha gayret etseydin? fedakarlık alnının akı olup,bir onur diye aşkımıza,canından can verseydin? Çok şeymi istiyorum bilmiyorum ama,benim sevgimi anladığın gün,işte o zaman sen kaybedeceksin….
Yalana gerek yok,tutmuyor şimdi titrek ellerim,
Tutmuyor dizlerim,ayakta zor durur bedenim.
Ne kadar gülmeye çalışsam,ben sahtekarım,
Aslı bu işte,bu gün içimden cenaze kaldırdım…

-Nası bilirsiniz kalbini?
-Hep çok sevdi.
-Nasıl bilirsiniz bu yüreğini?
-Sevdasına ancak yetti.
-Nasıl bilirsiniz gözlerini?
-Hep yaşları vardı.
-Nasıl bilirsiniz bu seveni?
-Mutluluğuna az kaldı….

.